Mehmet Turan Sapaz

Koruma altında olan hayvanların popülasyonu açısından Türkiye’nin durumu nedir?

Türkiye’de hayvanlar açısından birçok tehdit var. İnsan sayısı gittikçe artıyor ve doğal alanların üzerindeki tehditler de bu artışa bağlı olarak her geçen gün artıyor. Aslında tür eylem planları da bunun için hazırlanıyor. Tür eylem planları bir türün habitatını ve durumlarını iyileştirmek için hazırlanan planlardır. Biz de ilk eylem planları 2000‘li yıllarda hazırlanmaya başladı. Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün eylem planlarına yönelmesi ise 2013 yılından itibaren başladı. Bu tarihten itibaren yaklaşık 100 eylem planı yapıldı. Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA), Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Müdürlüğü koordinasyonunda Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen “ Yeni Bir Metodoloji Kapsamında Türkiye’deki Nesli Tehlike Altındaki Türler İçin Eylem Planlarının Uygulanması ve İzlenmesi’’ projesi daha önce yapılan eylem planlarında yaşadığımız tecrübelerle, yeni bir metodoloji yeni bir yöntemle bunu daha fazla nasıl iyiye taşırız onu hedef alıyoruz.

Bu proje kapsamında bir rehber hazırlandı. Bunun adı “Eylem Planı Hazırlama Planı”. Bu rehber başarı oranını artırmak adına çok önemli. Aynı zamanda 5 tür için ayrı, nesli tehlike altında olan 5 ördek türümüz için de ayrı olarak çoklu tür eylem planı hazırlandı. Bunun dışında özel olarak Eskişehir’de Balıkdamı ve civarında bulunan özel bir habitat alanında yaşayan türler içinse bir eylem planı da hazırlandı. Bu tabii sadece eylem planlarıyla ilgili olan kısım.

Çalışmanın önemli ayaklarından biri Bozkır kartalı için yürütülen kısım. Orada durum nedir?

Bozkır kartalı Türkiye’nin en nadir yırtıcılarındandır. yaklaşık Türkiye’de üreyen popülasyonu en fazla 10 çift kadar olduğunu zannediyoruz. Daha önceki yıllarda kayıtlar olmasına rağmen üzerine kapsamlı çalışma olmayan bir türdü. İlk defa çalışıldı. Normalde Rusya ve Kazakistan’da dağılım gösteren bir tür ama orada da sayıları her geçen gün düşüyor. Yani bozkır kartalı sadece ülkemizde değil dünyada nesli tehdit altında olan bir tür. Biz bunun için kendi popülasyonumuz için erkenden harekete geçip bir eylem planı hazırlama çalışmasına giriştik. Bu hayvanın dağılım gösterdiği illerdeki paydaşlarla beraber önce tehditleri analiz ettik. Bozkır kartalı hangi problemleri yaşıyor, bizim için en önemli tehditler nelerdir diye onları analiz ettik. Onlarla ilgili önümüzdeki 10 yılda neler yapılabileceğini ortaya koyup bu eylem planını hangi kurumların, hangi faaliyetleri yapması gerektiğini ortaya koyarak bir eylem planı hazırladık. Geçtiğimiz günlerde de bu eylem planının ilk faaliyetini gerçekleştirdik.

Bu faaliyetlerden biraz bahsedebilir misiniz?

Bozkır kartalı yuvalarında çeşitli çöp ve materyallere rastladık. Bozkır kartalı özellikle tarım alaları etrafında yuva yapmayı beslenmeyi tercih eden bir tür. Yuva kurarken ip, tel gibi bazı materyalleri de yuvalara getirdiğini gördük. Bu hayvanların kendilerine veya yavrularına; örneğin boğazına ya da boynuna dolaşmak suretiyle zarar verebiliyor. Buradan yola çıkarak bu eylem planı içerisinde yaptığımız ilk faaliyet ise bu yuvalardaki çöpleri temizlemek oldu. Bu yuvalardan eldivenler, insan yapımı malzemeler, çöpler, çöp poşetleri, plastik parçalar, balya ipi gibi materyalleri temizledik. Önümüzdeki 10 yıl boyunca da bunun gibi birçok faaliyet yürüterek bu hayvan için Türkiye’de popülasyonu iyileştimeyi planlıyoruz. Bu iyileştirme sonrasında ise artık herhangi bir yardıma ihtiyaç duymadan kendi kendini var edecek konuma getirmek asıl hedeflerimizden.

Sayın Özbahar, insanlığın kimi hayvan türlerine aslında en büyük zararlarından olan avcılık konusunda sıkıntılar nelerdir?

Bizim aslında yasal ve yasadışı avcılıkların her ikisiyle de problemlerimiz oluyor. Mesela yasal avcılıkla alakalı örnek vermek gerekirse; elmabaş ördeği yasal şekilde avlanılabilen bir tür. Bizim bu eylem planı kapsamında 5 ördek türü üzerinde hazırlanan eylem planı içerisinde ne yazık ki bu tür de yer alıyor. Ama ava açık bir hayvan. Avrupa’da da popülasyonu düştüğü için orada da koruma altına girmesine karşın orada da bu tür hala ava açık halde. Biz mümkün olduğu kadar bu türün avlanmaması için çalışma sürdürüyoruz çünkü sayıların azalmasında en önemli sebeplerinden birisi avcılık. Şu an bir avcı yasal olarak günde iki adet elmabaş vurabiliyor. Bütün av sezonunu ve avcı sayısını da hesaba katarsak aslında tablonun ne katar vahim olduğunu hepimiz görebiliriz.

Bunun dışında bir de yasadışı avcılık var. Ne yazık ki ülkemizde eline silah alan her kişi herhangi bir engel olmadan bütün hayvanları öldürebiliyor. Bu hayvan koruma altında olsun ya da olmasın, hatta bu hayvan yenilenebiliyor olsun ya da olmasın bir şekilde bu hayvanları vuruyorlar, öldürüyorlar. Bu bahsettiklerimin içinde flamingolar, serçeler, leylekler var. Dolayısıyla bu yasadışı av dediğimiz konu çok büyü tehdit oluşturuyor. Hem kuşlar hem diğer türler için geçerli.

Avcılıkla alakalı özellikle korunması gereken türlerle ilgili avcılara caydırıcı cezaların planlanmasıyla ilgili de bir çalışma yapmak, farkındalığı artırmak gerekmez mi?

Aslında cezalar her zaman var. Yakalandığı takdirde cezalar hepsi için geçerli fakat yakalamak, tespit etmek gerçekten çok güç. Çok geniş bir ağ gerekiyor ve bu ne yazık ki birkaç ekiple mümkün değil. Eleman sayısının azlığı dolasıyla da denetimler tam olarak sağlanamıyor, sağlandığı zaman cezalar kesiliyor ama bu cezalarda yeteri kadar caydırıcı cezalar değiller.

Burada zaten aslında önemli kısım cezada değil. Asıl konu avcılarında korunan türleri anlaması ve önemsemesi gerekiyor. Avcıların her sene daha fazla hayvan vurarak o hayvanın popülasyonu beklemesi de ayrı bir illüzyon. Hayvanların sayılarının artması adına üzerinden mümkün olduğu kadar av baskısının da kalkması gerekiyor. Sayılar artmadığı zaman zaten avcılar önümüzdeki zamanlarda vuracak bir hayvan dahi bulamayacaklar. Bu durum kazlar için anlık olarak geçerli bir durum. Türkiye’de kaz popülasyonu bu sebeplerden oldukça azalmış durumda.

Bununla alakalı olarak avcılıkla alakalı kotaların acilen bu eylem planları da raporlar da göz önünde bulundurularak düşürülmesi gerekiyor.

Tehlike altında türlerle alakalı okullarda eğitimlerin verilmesi ve müfredatın içerisinde yer alması sorunları bir nebze olsun çözebilir mi? Özellikle genel bir ders niteliğinden çok yöresel olarak çocukların da bu türlerle daha küçük yaştan tanışmaları fayda sağlar mı?

Aslında bütün eylem planlarında insanlığın tür hakkındaki farkındalığını artırmak üzerine faaliyetlerimiz var. Hatta sadece hayvanlar üzerinden değil, endemik bitkiler için de aynı şekilde çalışmalar devam ediyor. Tüm Türkiye’de olan müfredatın düzenlenmesi mümkün değil gibi gözüküyor ama yaptığımız eylem planlarına aslında entegre etmeye çalışıyoruz. Çünkü koruma çalışmalarında sürdürülebilirlik açısından bu çok önemli. Doğa Korumanın üç ayağı var. Bunlardan birincisi koruma çalışmaları, ikincisi araştırma aşaması ve üçüncüsü eğitim. Sağlıklı ve doğru çalışma için bu üç aşama gerçekten çok kıymetli.

Aslında kamuoyuna baktığımızda son dönemde gençlerin bu konularla alakalı gayet farkında olduğunu görüyoruz. Sosyal medyada oldukça etkin biçimde bu bilinçsizlik ve katliamları eleştiriyorlar fakat korunması gereken türlerin sayısal açıdan ne kadar yoğun olduğunu düşünürsek her bölgedeki her insanın bunu bilmesini de bekleyemeyiz. O yüzden eğitim açısından da o bölgenin endemik bitkileri, o bölgenin tehlike altında olan türleri diye sınıflandırarak farkındalık çalışmaları yapılması daha mantıklı diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye 12 bin tür bitkiye ev sahipliği yapıyor. Bu türlerin 3 bin kadarı ise sadece ülkemizde yer alıyor. Dolayısıyla bu kadar türün hepsi bir müfredata giremez. O yüzden genel bir farkındalıkla bölge ve tür üzerinden bir sistem kurarak ilerlemek daha mantıklı gibi geliyor.

Muhabir: Haber Merkezi