Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkan Vekili Özgür Özel, CHP Grup Toplantısı'na son defa katıldı. Özel, CHP'den ayrılarak yeni parti kuracaklarını açıkladı.

NATO TOPLANTISI TEPKİSİ

Özgür Özel, ''Ve seçildikleri günden beri, seçildiğimiz günün ertesi sabahı ayrılıkları bir tarafa bıraktığımız, kol kola girdiğimiz, o günden bugüne yüzünü birlikte millete dönen, partisine ve birbirine hiç sırtını dönmemiş, bu partinin her bir tanesi mücadelenin en derinlerinden gelen bu partinin kıymetli evlatları, 74 il başkanım burada, seçilmiş il başkanlarım burada, hoş geldiniz!

Bugün bu kürsüden çok farklı, çok önemli beklentiler var. Ona dair konuşacağız. Ancak bir yandan da unutmamamız gerekenler var.

NATO toplantısı yaklaşırken yüzlerce gözaltı yapıldı... Geldi geçti ki, toplantı geçince bırakın demek ne haddimize. Toplantıdan önce yapılan bu önleyici tutuklamanın utancını hafifletmek olur. Ancak 29 gündür; onu TEMA gönüllüsü, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin üyeleri, Halkevleri üyeleri, SES, çeşitli sendikaların üyeleri, hukukçular, Çağdaş Hukukçular, gazeteciler... Yüzün üzerinde arkadaşımız, dostumuz, kardeşimiz içeride haksız yere tutuklu bulunuyor. Buradan bu haksızlığa ve hukuksuzluğa en şiddetli itirazlarımızı bildiriyor, kendilerine dayanışma duygularımızı iletiyoruz.'' dedi.

GEZİ HÜKÜMLÜLERİNE DESTEK

Özel, ''Hepimizin yerine içeride yatanlar var; Gezi hükümlüleri... Bakırköy Cezaevi'nde sevgili Mine Özerden ve sevgili Çiğdem Mater. Yıllardır Gezi sağ salim sonuçlansın, kimsenin burnu kanamasın diye mücadele eden dayanışmanın üyeleri. Nasıl Tayfun Kahraman, Sayın Kavala, Can Silivri'deler... Bakırköy Cezaevi'nde, hepimiz yerine, İstanbul'u korudukları için, Taksim'i korudukları için, o süreçte diyalog kanallarını açık tuttukları için ve üçer sefer beraat ettikleri halde; birinin vicdanında mahkum edildiği, zihninde, saplantılarında mahkum edildikleri, 'Darbe girişimi yapacaklardı bana' diye bir saplantıya mahkum edildikleri için cezaevinde tutuluyorlar. Sebepsiz yere İzmir Aliağa Şakran Cezaevi'ne sevk edildiler. Mine Özerden'in, Çiğdem Mater'in durumunu takip ediyoruz. En kısa zamanda kendilerini arkadaşlarımız ziyaret edecekler. Hem kendilerine bu büyük haksızlık için hem ailelerine bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Mehmet Murat Çalık; annesinin gözyaşları, aylar süren beklemeleri, sürekli nükseden sağlık sorunlarıyla İzmir'de tutuldu ailesinden uzak, mahkemeler için Silivri'ye getirildi. Aynı Kocaeli Kandıra'dan getirilen Fatih Keleş, Necati Özkan, Serdal Taşkın ve Melih Geçek gibi. Mahkeme başkanının 'Burada kalacaksınız, bir daha sevk olmayacak, zulüm olmayacak' demesine, sözüne rağmen onlar da dün tekrar Buca'ya, Kandıra'ya sevk edildiler. Çile çekiyorlar, zulüm görüyorlar. Arkadaşlarımıza yapılan bu haksızlığı, mahkeme başkanının taahhüdüne, vermiş olduğu söze rağmen, kamuoyu önünde, tutanak altında, kayıt altında yaptığı ifadelere rağmen yapılan bu haksızlığı bir kez daha not ediyoruz.

Yapılan bir operasyon sırasında mesleğini yaptığı için ama esas olarak da Cumhuriyet Halk Partisi'nin yürüyüşüne inandığı için, TÜRMOB'un iki dönem genel başkanlığını yapan, her siyasi görüşten mali müşavirin görevlendirilmesini partimizde takdir ettiği, desteklerini ilettiği, 81 ilde sevgiyle anılan Emre Kartaloğlu Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde görev aldığı için; ve yine Avukat Ece Üner, sadece ve sadece bağış yaptığı, yaptığı bağışlardan sonra daha yüksek katkılar istendiği, verdiği parayı güçlükle geri aldığını ispatladığı halde, Ekrem Başkanımızın savunmasına yaptığı katkılar ve mücadelesine yaptığı destekten dolayı hedef alınan Ece Güner tutuklu olarak bulunuyorlar. Son grup toplantımızdan sonra tutuklandılar. Bütün tutuklu arkadaşlarımıza dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Onların masumiyetinin kefiliyiz. Onlara selamlar, sevgiler yolluyoruz grubumuzdan.'' dedi.

VEDA VAKTİ

Özgür Özel, ''Değerli, değerli arkadaşlarım, değerli konuklarımız; bugün bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla, belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım ve huzurunuzdayım.

Hep beraber... Hep beraber, hep beraber tarihi bir kavşaktayız. Bugün buradan tarihi bir konuşma, bugün buradan çok sıra dışı bir konuşma değil; bugün buradan tarihe not düşen, hatırlatan, tarihe emanet edilen cümleleri bırakan, samimi bir konuşma, açık açık bir konuşma yapmaya geldim. Tarihi konuşmayı, yapılacak ilk seçimin akşamında hep birlikte yapmak üzere tarihe emanet ediyorum

Değerli arkadaşlarım, yol arkadaşlarım... Kasım 2023'ten bu yana hep beraber yaşadıklarımızın siyasi tarihimizde çok önemli bir yer tuttuğundan, yer tutacağından, yıllar geçse de hatırlanacağından, unutulmayacağından hiçbirimizin şüphesi yok.

Yıllar geçse de, tarih sayfalarının her siyasi başarıyı, her hukuksuz saldırıyı, her acıyı, her sevinci yazacağını; emrihak vaki olduktan sonra bile, bizler bu dünyadan göçtüğümüzde bugünlerdeki tutumlarımızın, bazı tutumların, bazı kumpasların ve bazı onurlu duruşların evlatlarımıza, torunlarımıza miras kalacağını hepimiz görüyoruz.

Zaten bugün bu salonun atmosferinden de, uğradığımız o büyük haksızlıklardan sonra darlanıp daralıp çıktığımız sokakta karşılaştığımız herkesle kurduğumuz diyaloglardan da; tüm il başkanlarımızın, tüm ilçe başkanlarımızın, illerinden, ilçelerinden, beldelerinden, üyelerin mahallelerinden, ailelerin akşam sohbetlerinden gelen her şeyin; bu memlekette bir şeyler olduğunu, bir şeylerin değiştiğini, bir şeylerin yeniden kurulduğunu ve bu milletin kendi önüne yeni bir rota koyduğunu gösteriyor.

Bunun farkında olarak bugün buradayız. Hep birlikte göz gözeyiz, gönül gönüleyiz. Size söz veriyorum; her şey bittiğinde asla unutkan olmayacağız. Her şey bitecek ama hep birlikte hatırlayacağız. Bugüne kadarki tutumlarımızdan, bugüne kadarki duruşlarımızdan, bugüne kadarki yaptıklarımızdan birileri 'gelir geçer, unutulur biter, acaba bunun da üstünden yıllar geçer, bu işler unutulur, yapanın yaptığı yanına kar kalır, kişilerin birtakım yapıların bugünlerdeki sorumluluklarının üstünden rüzgar alır, sel alır' diye kimse düşünmesin.

Söz veriyorum; Zalimi zalim, mazlumu mazlum olarak... Tembeli tembel, emek vereni çalışkan olarak... Sinip kaçanı korkak, sorumluluk alanı birer kahraman olarak... Dost olanı dost, olmayanı bugünlerdeki tutumunu unutmayarak biz de anacağız, millet de anacak. Tarih kaydediyor, tarih herkesi bugünlerde nasıl duruyorsa öyle yazacak!'' diye konuştu.

DÜZEN ELEŞTİRİSİ

Özel, ''Türkiye'de yıllardır kurulmuş, kurgulanmış, dayatılan bir düzen var. Değişmeyen aktörleri millete dayatan bir düzen var. Bizim bu düzene karşı ilk farkındalıklarımız, ilk itirazlarımızın birkaç farklı tarihi olabilir. Ama bu salonda olanlar, bu itirazı büyütenler, bu düzenin çarkına çomak sokanlar; 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçim yenilgilerini hazmedemeyen, kabul edemeyen, Cumhuriyetin 100. yılında Cumhuriyet'le meselesi olanların bu Cumhuriyeti yönetmeye devam etmesine mani olamamanın bir mazeretini kendine kabul ettiremeyenlerdir.

O günlerden sonra, 14 ve 28 Mayıs yenilgilerinden sonra, bu AK Parti'nin kara düzeninin bir dönem daha devam edeceği görüldüğünde; müesses nizamın kurgusuna karşı milli egemenliği hakim kılmak, eski nesil siyasete karşı yeni nesil siyaseti kurmak için yola kendiliğimizden, hemen orada çıkmadık.

Orada il başkanıysa il başkanı, milletvekiliyse milletvekili, genel başkan yardımcısıysa genel başkan yardımcısı; bir duyguya sahip olanlar, bu milletin duygusal kopuşunu görenler, başı önde yürüyen gençleri görenler, öğretmenevine çıkmaktan vazgeçen öğretmenleri görenler, akşam ağızların bıçak açmadığını, hatta 5 yıldır kanalı değişmemiş kumandanın açılış düğmesine basılmadığını görenler; bu milletin karşısına çıkıp bir özeleştiri yapmanın, bu milletin karşısına çıkıp yeni bir yol açmanın, yeni bir yola çıkmanın ama kaybetmeye alışmamanın, hiçbir şey olmamış gibi yapmamanın, yapılamayacağına olan inancın, bunun en başta kendine, annesine, evladına, eşine, sevdiklerine karşı, yol arkadaşlarına karşı bunu yapmamanın izahı olmayacağını bilenler bir tutum takındı.

Bunları hiç görmeyenler, duymayanlar; 'Yahu aslında bir tepki yok, üç beş güne geçer' diyenler ya da 'Efendim televizyona çıktığımda bir daha cumhurbaşkanı adayı olmayacağım, bir daha genel başkan adayı olmayacağım. Demokratik bir yarışın önünü açacağım, partide bir yenilenmenin, bir değişimin, Türkiye'nin önüne yeni bir muhalefet vizyonunu koymanın güvencesi ben olacağım' demek yerine; 'Ben aday olmadım, hiç olmadım. Gösterirlerse olurum, o gün gelince düşünürüm' diyenler...

'Ben gemiyi güvenli limana götürüp bırakacağım. Onun için bir yerel seçimi geçireceğim, sonrasına bakacağım. Ama sonrasına da arkadaşlar ne derse o tarafına bakacağım' diyenlere karşı; 'Bu millet bir yerel seçime daha bizimle gitmeyecek. Bu millet eğer böyle davranırsak bir daha bize yüzünü dönmeyecek. Tarihin en düşük katılımı oranı olacak. Anketi görmüyor musunuz? Parti yüzde 13'lerde, 14'lerde gerilemeye devam ediyor, büyük bir felaket gelecek. Yerel seçimlerdeki felaketten sonra bu milletin daha sandıktan da umudu kalmayacak. Biz bu noktada bir şeyler yapmalıyız' diyenler, işte o gün iki ayrı yola girdiler.

O gün yol ayrıldı. O gün yol ayrılırken; duygusal sebeplerle, örgütsel sebeplerle, idrak zamanından veya henüz meselenin farkında olma noktasında başka bir yerde durup da, o günkü tavrın, özeleştirinin, inisiyatif alınmasının, değişim iradesinin doğru olduğunu görüp doğru yere milletle, örgütle birlikte gelen herkesi de, o gün ilk yola çıkıldığında, ilk adım atıldığında birlikte olduklarımız kadar kıymetli gördüm, kıymetli görmeye devam ediyorum.

Tarihin doğru yerinde durmayı, buna ilk karar veren olmak değil, gerekirse ilk baştaki hatadan dönmenin de bu kadar büyük bir erdem olduğunu görüyorum. Önemli olan samimiyettir. Önemli olan doğru yerde durmaktır. Önemli olan bencillik yerine, kendin için bir şey istemek yerine, gerekirse kendini feda etmek, memleketin, partinin önünü açmaktır.

O günü hatırlayalım. O gün Cumhuriyet Halk Partisi değişirse Türkiye değişir diyenler değişim kurultayına giderken bir yanda şöyle bir algı yerleşmiş, hak veriliyor ve tartışılmıyordu: "Bu delege yapısıyla bir değişim mümkün değil."

"Türkiye'de değişim mi oldu? Bugüne kadar cumhuriyet tarihinde iki genel başkan adayı yarışıp da mevcut genel başkanın kaybettiği örnek mi var 100 yıldır? Mümkün değil, olmayacak." diyenlere hep şunu söyledim, hep söyledim. Dedim ki: "Evet, zordur. Bu delegenin iradesini ben değiştiremem." Dönüp baktılar, "Genel başkan adayıyız, nasıl değiştiremezsin?"

Biz değiştiremeyiz. Ama o delegeyi Ankara'ya gelmeden önce uğradığı berber kulağına fısıldadıklarıyla, evinin 4. katına asansörle çıkarken 3. katta oturan 16 yaşındaki kız öğrenci dönüp de komşusuna söyledikleriyle, sabahın 6'sında yolcu ederken eşi kendi hakkının helalliğini ortaya koyarak, torunu dedesine, evladı babasına bir şeyler söyleyerek bu değişimi gerçekleştirecek demiştim.

Salona girdik, salonda 3 kişinin başlattığı ama on binlerin saatlerce sürdürdüğü bir slogan hakim oldu salona, hepiniz şahitsiniz: "Delege sokağın sözünü dinle!"

O gün o sandıklar açıldığında o delege sokağın sesini dinlediği için, seçilenlerin hiçbirisi bu partiye uzaydan gelmedi. Hiçbirimiz bu partinin dışarıdan gelmiş birileri değil, aksine öz be öz evlatlarıydık. Yarıştık, kazandık, tarihte ilk kez mevcut genel başkanı bir yarışmalı seçimle değiştirdik. İşte biz değişmeyen aktörleri millete dayatan düzenin tekerine ilk çomağı orada birlikte soktuk.

Ama bu düzenle ilgili diyeceklerim var. Şudur: Seçim ilerlerken, seçim yaklaşırken hep sordular bize, hep sordular. "Size gelip devletten konuşan var mı? Öyle bir yerlerden, derin yerlerden mesajlar geldi mi?"

"Bir mutabakata vardınız mı? Bir taahhütte uzlaştınız mı?" Ben hep "Yok" dedim. O zaman "Olmaz" dediler.'' dedi.

'SİZE NE BU PARTİYİ NE DE BU DÜZENİ VERMEZLER'

Özel, ''Size ne partiyi ne bu düzeni vermezler" dediler. "Buralarda bu işler böyle dönmez, pazarlığı yapacaksın, taahhütte bulunacaksın, zararsız, sistemin içinde olduğunu kanıtlayacaksın, ancak ondan sonra gelip genel başkanlık oynayacaksın" dediler.

O gün de yapmadık. Zaten seçim sonuçları bittiğinde beyefendinin kendi MYK'sında "Allah Allah ya hiç tahmin etmedik, bilseydik müdahale ederdik" demesi de bundandır. O günden sonra başımıza ne geldiyse, halen daha bizimle ne mücadele veriliyorsa, yapılanların hepsi de bundandır.

Dedim ya, tarihe not düşecek, öyle tarihi bir konuşma değil; açık açık konuşulacak, açıkça söylenecek, tarihe bırakılacak, günü geldiğinde dönüp hatırlanacak ve bu milletin karşısına alnı açık çıkılacak bir konuşma yapmaya geldim.

O gün partide genel başkan değişti, yöneticiler değişti. Ama esas o gün partide ve ülkede bir yönetim anlayışı değişti. O gün "tıpış tıpış oy verecekler", "benim dediğimi yapacaklar", "CHP'liler zaten başka ne tarafa gidecekler" diyen anlayış yerine; "ben söyleyeceğim onlar dinleyecek" yerine...

...onları dinleyen, sokağı dinleyen, il başkanını dinleyen, ilçe başkanını dinleyen, "onlar ne derse o olur, onlardan gelen sesi duyarsak doğrusu budur" diyen bir anlayış partide yönetime geldi.

"Örgütleri kapatsan bu partinin oyu 5 puan artar" diyen yerine; örgüt bir şehre, bir ilçeye, bir beldeye gittiğinde, örgütün kapısını açmadan sokağa ayak basmayan bir anlayış partide iktidara geldi.

7 yıllık ilçe başkanıyla üçüncü kez tanışıp memnun olan yerine; partinin 10 farklı ilinde çayı demleyen emekçinin adını bilen, torununun adını bilenler iktidara geldi.

Ve o günden sonra şahitsiniz ki, aksini söyleyenle her mecrada yüzleşmeye hazırım ki: "Efendim, bizi ötekileştirdiler, ittiler, kaktılar." Vallahi tersini gördüm. Tersini gördüm. Değişimcinin cenazesine gelmeyip, düğününü şereflendirmeyip aksine tutumda olana gidenleri de gördük...

Hep birlikte bu örgütü kucaklayıp bir kişiyi kenarda ötede bırakmayan; defalarca, "Arkadaşlar bir salon varsa bu salonda, bir sorun varsa bu salonda, tüm haklılardan, tüm haksızlar adına genel başkanınız olarak ben özür diliyorum" diyen, bundan sonra yeni bir sayfa, iktidar hedefli, "Düşmeyin birbirinize" diyen...'' dedi.

PARTİ ADI NE OLACAK?

Özgür Özel, ''İşte o yüzden, işte bu yüzden, tam da bu yüzden bu partiyi bölemezler. Partinin adı değişir, partinin logosu değişir, gün gelir devran değişir, ayrı düşenler birleşir ama bizi, bu birlikteliği bölemezler. Hele öyle söyledim ya, karpuz gibi yarıdan ikiye; 60’a 40, 30’a 70... Biz bir bütünüz. Bu bütünü asla bozamazlar çünkü bu bütün 103 yıllık bir gelenekle birbirinden ayrı durmayan, düşünmeyen bir bütündür. Ve değerli yol arkadaşlarım, hepiniz şahitsiniz ki kurultayımızın ardından ilk yerel seçimler için önümüzde sadece 4 ay vardı, sadece 4 ay. Zaman kısaydı, yol uzundu ve esas partideki değişimin Türkiye’yi değiştirip değiştirmeyeceği, burada yapılan işin millet tarafından bir özeleştiriye sayılıp sayılmayacağı, milletin yeni bir kredi verip vermeyeceği orada belli olacaktı. İşte o 4 ayda hepiniz şahitsiniz ki oradan buradan birçok iftira, odur budur... O 4 ayda kadınlara önem verildi, gençlere önem verildi, ölçme değerlendirmeye önem verildi. En yakınımız, en yakınımızda duran, başka adayı desteklemesine rağmen ankette çıkmayan o listeye konmadı. En yakınımızda duran bir şey istediğinde bir rasyonalitesi yoksa, hatta ve hatta, hatta ve hatta her şey eşitse, değişim görüntüsünü, umudunu, sözünü kim verecekse o adaylara yönelindi. İzmir gibi yerde cumhuriyet tarihinde bütün partiler 6 kadın belediye başkanı seçtirmişken, 9 aday gösterilip 8'i seçtirildi. 14 genç aday gösterilip 13'ü seçtirildi. 31'de 29 İzmir gibi yerde, hem de seçimden sonra "İzmir'i kaybedeceksiniz" denilen yerde böyle bir mucize gerçekleştirildi. Eldekiler kazanıldı, Türkiye'nin yüzde 65'i kazanıldı. Ufak tefek hataların bedelleri ödendi; Kırklareli'nde ödendi, Hatay'da ödendi ama doğru yapılan, samimiyetle arkasında durulan ve tek tek göstergenin başarı olan...'' diye konuştu.

KURULTAY KAVGASI

Özgür Özel, ''Kurultayı kaybedip hazmedemeyenlerle yerel seçimleri kaybedip hazmedemeyenlerin büyük kurguyu yapıp içinde bir memur çocuğuna, bir parasız yatılı öğrenciye, arkasında lobilerin olmadığı, arkasında çıkar gruplarının olmadığı, geçmişinde bağlantıları, geleceğe yönelik taahhütleri olmayan birine ana muhalefeti –ki durmaz ki o zaman onlar ana muhalefette– yarının iktidarını verecek miyiz yoksa derin devletin kirli hesabına uyacak bir iş birliği mi yapacağız sorusuna verilmiş cevaptır bizim yürüyüşümüz.

O yüzden, o yüzden... Butlan kararının üstünden 61 gün geçti. "Bayram geçsin, tepki durur" diyenler; "Bayramdan önce strateji yaptık, 3 gün konuşulur, 4. gün durulur, sonra geçilir partinin başına oturulur" diyenlerin bugün içinde bulundukları durum da sahadaki enerji de salondaki beklenti de memleketin geleceğine dair umutları da tam bu noktada, bu kör düğümün olduğu yerde; ya biz bu kör düğüme oturup susacağız, milletin mahkumiyetine mahcubiyetle cevap vereceğiz ya bu kör düğümleri teker teker koparıp atacağız, memleketin önünü açacağız. O gün bugün. O günlerde çıktım. Herhalde partimin benim için olan kıymetini, altı okun kıymetini, bu partide 9 yıl grup başkanvekilliği yapmış, 3 yıldır grup başkanlığı yapan, bu partiye, geçmişine, tarihine, üyesine, neferine söz söyletmeyen, toz kondurmayan Özgür Özel'in herhalde o günden bugüne gelene kadar mücadelenin en iyisini yapmak için; hukuken, siyaseten, fiziken, salonda, mahkemelerde ve sokakta en iyisini yapmak için üzerine düşeni yapacağından hiçbirimizin şüphesi yoktu. Bu konuda kendime şu kadar güvenmem. 1333 oy aldım son seçimde. 1333 oy! Tarihin en yüksek genel başkanlık oyu. Dedim ki; 1333 oyu aldım, dedim ki üçünü kendime saymıyorum. Böyle bir oy yok, böyle bir birliktelik yok. Yeniden kurulmuş sandıklarla 2025 yılında mahalleden ilçeye, ilçeden ile, ilden genel merkeze o kurultayda gelen bu oyun bir anlamı var. Bu oy Özgür Özel'in şahsına, ekibine verilmiş oy değildir. Bu oy partinin birlik ve beraberlik ihtiyacına, bu partinin iktidar yürüyüşüne, bunun ancak güçlü bir birliktelikle, ayrışmadan, hep birlikte durarak bu inancı paylaşanların oylarını göstererek, oylarını sandığa atarak gösterdikleri dayanışmanın ürünüdür. 1333 oyun üçü bile şahsıma ait değildir, partinin iktidar yürüyüşüne verilmiş destektir" dedim. Aynı noktadayım, aynı noktadayım.

O gün bugün... Butlandan beri. Parti Meclisi'nde kurultay kararı alalım, ha önce ilk telefon. "Böyle bir karar çıktı ne yapalım?" "Kurultaya gidin efendim, kurultaya gidin, omuz omuza yürüyelim, el ele yürüyelim. Partide bir tartışma yapmayalım. Milleti umutsuzluğa sürüklemeyelim."

"Yapamam ki, tedbir var." Kim diyor? "Bir arkadaş diyor, bir avukat arkadaş diyor." O avukat arkadaşı yetiştiren, hukukçuları yetiştiren 32 tane hukukçu, aksini iddia eden bir kişi yok, 32 profesör yazdı, altına imza attı: "Tedbir kararı kurultaya engel değildir."

Kanun var, kanunun müellifi 3 hoca. O kanun çıkarken Meclis'e kanun tasarısını yazan 3 hukuk profesörü dedi ki: "Tedbir kurultaya aykırı değildir, aksine kurultay yapılmasını zorunlu kılar tedbir. Bu aşamada tedbir olmaz, sonuç doğurur, derhal külli irade yeniden kurulmalıdır."

Anayasa Mahkemesi geçmiş örnekler... "Delege imza topladıysa mutlaka kurultay yapılmalıdır." Onlarca, yüzlerce geçmiş örnek. Hepsini koyduk, verdik. "Yapamazsın" diyorlar. "Yapmayacağım, yeniden başlatacağım, 11 aya yayacağım, mayısta geldim, gelecek senenin nisanında belki yapacağım." Hala aynı yerdeyiz.

İletişim Başkanı'ndan Kıbrıs Barış Harekatı Paylaşımı
İletişim Başkanı'ndan Kıbrıs Barış Harekatı Paylaşımı
İçeriği Görüntüle

PM'de kararı alınabilir arkadaşlar bu kurultayın, PM'de. PM'de 8 farklı öndeyiz. 9 arkadaşımızı ihraç kararıyla birlikte, 9 milletvekilimizi ihraç kararıyla birlikte, 4 PM üyemizi ihraç etmek suretiyle PM'de çoğunluğu düşürmeye, kendisine almaya çalışmalar...

O 9 arkadaş... Bu partinin sokakta tanınan, saatin vidasından gelen, emek veren, mücadele veren, AK Parti'nin hedefi olan, bir günden bir güne bu partililiğinde bir savrulma yaşamayan arkadaşları hem disipline veriyor oradaki oylamayı kazanmak için, hem de sonra çıkıyor utanmadan: "Gidecekler, yargılanacaklar." Yani diyor ki AK Parti'ye: "Dokunulmazlıklarını kaldırın, hep beraber bunlardan kurtulalım. Ben parti içindeki mücadeleye bu 9 evladın boynunu size vermeye hazırım'' diye konuştu.

Muhabir: Barış Berkant Oğuz