Ekonomist yazar Murat Özbülbül, Ebru Güngör ile birlikte gerçekleştirdiği "Ebru Güngör / Bu da gündeme gelmeli" programında yeni haftaya giriş yaptı. Bu haftanın konusu "KATILIM EVİM VE BİREVİM! VATANDAŞ PARASINI KURTARABİLECEK Mİ" oldu.
İLGİ NEDEN VAR?
Ebru Güngör'ün tasarruf finansman şirketlerine neden yoğun ilgi olduğu sorusuna Murat Özbülbül, ''Bunun iki tane sebebi var Ebru:
1. Bankalar kredi vermiyorlar.
2. Bu tip firmalar "faizsiz kredi", "çok düşük ödemelerle kredi" vesaire diye tuhaf bir finansman matematiği veya uygulamasıyla insanları çekiyorlar.
Yani buraya önce bir miktar para yatırıyorsun, sonra o para bir miktar duruyor. O para durduktan sonra sen belli bir gayrimenkulü veya arabayı oradan aldığın parayla ödüyorsun ama aylık taksitler düşük oluyor. Bu tuhaf bir model. İtham etmiyorum ama bunun bir Ponzi modeli olması —yani sonradan girenin ilk girenin maliyetini çektiği, girişlerin kesildiği zaman da çöken bir modeldir— beni endişelendiriyor.'' cevabını verdi.
Özbülbül endişesinin nedenlerini, ''Çünkü faizsiz finans olmaz. Faizsiz finans olsaydı; kirasız ev, ücretsiz çalışan, karsız ticaret de olurdu. Eğer bir işin içerisinde faizsiz böyle vadeli alım-satım varsa ben o işte hep bir bit yeniği ararım.
Normal şartlar altında dünyada bankaya gidersin; birikimin vardır veya yoktur, mortgage denilen kredilerle düşük faiz oranları ve uzun vadeli ödemelerle (10, 20, 30 yıllık) bir ev veya (3-5 yıllık ödemelerle) bir araba sahibi olursun. Bunların aylık taksitleri çok uygun olur.
Ama Türkiye'de bu model işlemiyor. Çünkü enflasyon çok yüksek. Enflasyonun yüksek olmasına bağlı olarak faizler yüksek ve bunun ne oranda olacağını öngörmek de mümkün değil. Yani bir banka önümüzdeki 10-20 yılı öngöremiyor. Türkiye'de böyle bir sıkıntı var.
İkincisi, insanlar da kendi gelirlerini öngöremiyorlar. Yani gelirlerine enflasyon karşısında ne kadar zam yapılacağını kestiremiyorlar. O yüzden böyle yan modeller çıkıyor.
Şimdi bu yan modellerle ilgili soruşturmalar gündeme gelmiş. Hem katılım firmaları hem bunların fon yönetimi şirketleriyle ilgili birtakım soruşturmalar var gördüğümüz kadarıyla.'' açıkladı.
'BENİM PARAM NE OLACAK'
Murat Özbülbül, ''Tabii burada izleyicilerimiz şunu soruyor: "Benim param ne olacak?"
Kötü haberi söyleyeyim: Bir bankaya para yatırdığınız zaman o paranın belli bir kısmı devlet güvencesindedir. Banka batsa da kasası tam takır olsa da devlet size o parayı öder. Teorik olarak bunu bir devlet bankasına yatırdıysanız zaten batması mümkün değildir, paranız sıfır risklidir. Ama bu tasarruf finansman şirketlerinde böyle bir devlet güvencesi yok! Şirket battı, fonları devretti ve kasasında parası yoksa devletin çıkarıp da size ödeyeceği bir para yok. Bu kötü haber.
İyi haber: Senden, benden, ondan topladığı parayı yatırdığı fonlar dokunulmazdır. Yani şirketin kendi borcundan dolayı o fonlara bir icra veya haciz gelemiyor. Orası ayrı bir havuz, şirketin kendi parası değil. Şirket battı, borçlarını ödeyemedi; o borçlardan dolayı havuzdaki paraya haciz gelmiyor. Normalde o paranın orada durması gerekiyor. O paranın orada durup durmadığıyla ilgili BDDK gibi kuruluşların gözetimi olduğu söyleniyor.
Ama bunların hiçbiri bir bankadaki kadar sağlam ve güvenilir şeyler değil. Dolayısıyla bir risk var mı? Var. Paranızı alırsınız ama diyelim ki Katılımevim'de veya X şirketinde 1 milyon liranız var; 1 milyon liranızı bir sene sonra 1 milyon lira olarak aldığınız zaman, bugünün 500 bin lirasını almış olursunuz. Paran pul olur. Bu işlerin ne kadar yargı sürecine dönüşeceği de ayrı bir tartışma konusu. Paranız orada faizsiz para olarak durur ama ne zaman alacağınız belli olmayabilir.'' dedi.
Özbülbül, ''Şunu biliyorum; insanlar ev, araba satıp oralara para yatırıyorlar. 5-6 ay sonra düşük faizle geri almayı planlıyorlar. Asıl sıkıntılı olan şey şu: Eğer bu iş sonradan gelenin önceden girene fon aktardığı bir Ponzi matematiğiyle çalışıyorsa ve insanlar bu haberlerden korkup yeni giriş yapmazsa, eski girenlerin işi daha da zorlaşabilir.
Kimseyi korkutmak istemiyorum, şirketler hakkında olumsuz algı oluşturma derdim yok ama risk var. Paranızı geri alsanız bile 2 yıl sonra bugünün parasıyla aldığınızda erimiş olur.
Faiziz model arama hezeyanları iktisat bilimiyle uyuşmaz. Biriyle ticari ilişki kurup evini, dükkanını ücretsiz kullanıma verir misin? Hayır. Kar etmeyeceksen sermayeni bağlar mısın? Bağlamazsın. Faiz almayacaksan paranı birine niye veresin? Faiz, parandan ayrı kalmanın bedelidir, bir çeşit paranın kirasıdır. Paranı verdiğin zaman batma/alamama riski olduğu için risk primi vardır.
Örnek vereyim: Senin 10 milyon liran var, bana verdin. Ben de gittim bir konut aldım. Sıfır faizle verdiğini varsayalım. Konutu bir sene işlettiğimde aylık 50 bin liradan 600 bin lira kira kazandım, cebime koydum. Bu dönemde ev fiyatı da 15 milyona çıktı. Bir sene sonra evi sattım, 5 milyonu da cebime koydum. Sana dönüp "Ebrucuğum teşekkür ederim, al 10 milyonunu" dedim. Şimdi bu adil mi? Faizsiz alışveriş yaptık diye senin 600 bin liralık kiran ve değer artışın benim cebime girdi. Enflasyon sıfır olsa bile burada bir haksızlık var. Bir de paranı geri alamama riskin var.
Faiziz bir düzen kurma fikri hayaldir. "Kar payı", "katılım payı" gibi isimlerle faizin arkasından dolanarak insanları yanlış yönlendirmek genellikle başlarını belaya sokar.
Bizde dini ve kültürel sebeplerle insanlar faizden çekiniyor. Günaha girmeyeyim diye mevduata koyamıyor, borsaya güvenmiyor, ticaret yapmayı bilmiyor. Parasıyla gidip altın alıyor, çünkü altın alıp satmak faiz sayılmıyor. Euro, döviz veya gayrimenkule yöneliyorlar. Bu da finans sektörünün gelişmesinin önünde bir engel.'' dedi.
PARAYI ÇEKMEK MANTIKLI MI?
Murat Özbülbül bu soruya, ''Kanun gereği 15 günlük cayma hakkı süresince parayı geri çekip zarara uğramamak mümkün. Ama onun dışında sözleşmeyi iptal etmek isterse kesintiler yapılacağı söyleniyor. Bu durum şirket ile müşteri arasındaki sözleşme koşullarına bağlı. Kimse adına karar veremem, herkes kendi kararını verecek.
Firmalar bu paraları ödeyebilir mi? Bilmiyoruz. Çünkü firma aldığı parayı kasasında tutmuyor, yatırımlarda kullanıyor. Eğer likit şeylerde kullandıysa nakde kolay dönüştürür. Ama satması zor fonlarda tuttuysa, satmaya kalktıkça fonun fiyatı düşecektir. Panik dalgası yayılırsa Borsa İstanbul'daki varlık değerleri düşebilir.
Sektöre yayılır ve herkes birden nakde dönmeye çalışırsa likidite yetersiz kalabilir. Kime satacaklar? Varlık olarak görünen şeyler değerinin altına inebilir.
BDDK kuralları olmasına rağmen şirketlerin bunlara ne kadar uyduğunu bilmiyoruz. Tutuklama kararları ve soruşturmalar bu yüzden çıkmış olabilir. Burada bir balon olma olasılığı yüksek. Bir fonun değerinin %3500-4000 artması iktisadi mantığa uymuyor.'' cevabını verdi.
Özbülbül sözlerine, ''Burada bir fıkra anlatayım:
İki dost (Mişon ile Simon) konuşuyormuş. Mişon sıkışmış, baba yadigarı saatini Simon'a 100 dolara satmış. Eve gidince düşünmüş: "Simon kurttur, bu saat pahalı olmasa 100 dolar vermezdi" deyip ertesi gün saati 150 dolara geri almış. Bu sefer Simon akşam düşünmüş, gidip saati 300 dolara tekrar almış. Fiyat 300-500 derken sürekli artmış. Bir gün Mişon yine gidip saati almak isteyince Simon "Satamam, başkasına sattım" demiş. Mişon "Kime sattın?" diye sorunca, Simon "Fiyatın sürekli arttığını gören biri 10.000 dolar verdi, ona sattım" yanıtını vermiş. Mişon kızmış: "Yahu ne yaptın! Aramızda alıp satıp geçiniyorduk, niye dışarıdan birine sattın!"
İşin arkasında böyle bir durum varsa sonu pek fıkralık olmaz. Biz bu ülkede daha önce Bankerler Skandalı'nı da yaşadık.'' diyerek nokta koydu.
İlgili videonun linkine buradan ulaşabilirsiniz.




