Ankara’nın kalbinde, bir zamanlar tuhaf bir yapı yükseliyordu: Dev bir mermi başlığı biçiminde bir sığınak. Yanında o günlerin simgesi olan Kızılay binası vardı. 2. Dünya Savaşı’nın en kaygılı günlerinde, devlet erkânını olası hava saldırılarına karşı korumak için yapılmıştı. 4–5 metre yüksekliğinde, kalın betonarme gövdesiyle yalnızca bir sığınak değil, aynı zamanda şehrin ortasına dikilmiş bir korku anıtıydı.

[FOTOĞRAF: Kızılay binasının yanında yükselen mermi başlığı sığınağı]

Ben bu yapıya bizzat tanıklık etmedim. Ama elimdeki bu tek karelik fotoğraf, o günlerin gerçeğini bugüne taşıyor. Beton kütle, mermi başlığını andıran biçimiyle Kızılay binasının hemen yanı başında yükseliyor. İnsanlar küçücük kalmış, yapı ise tüm ağırlığıyla kentin korkusunu temsil ediyor.

Yıllar geçti. Önce mermi başlıklı sığınak kaldırıldı. Ardından Kızılay binası da yıkıldı. Yerine bugün, şehrin belleğine yakışmayan bir AVM ucubesi dikildi. Bir dönem Ankara’nın ortasında somutlaşmış korku simgesi, şimdi alışverişin sahte ışıltısıyla gölgeleniyor.

Oysa aynı günlerde, aynı tehdit karşısında, şehrin başka köşelerinde bambaşka bir manzara vardı. Kale çevresinde, evlerin bahçelerine 1–1,5 metre derinliğinde, 2 metre eninde çukurlar kazıldı. Siren sesi duyulduğunda insanlar kendilerini bu kuyulara atacak, olası bir serpintiden yüzeyden korunmaya çalışacaktı. Yani bir yanda başkentin göbeğinde devletin mermi başlığı sığınağı; öte yanda halkın kendi bahçesine kazdığı toprak çukurlar… Aynı korkunun iki yüzü.

Ve işin ironisi: Bugünlerde yine konuşuyoruz. Ülkenin üstüne bir çelik güvenlik kubbesi gerilmesi, nükleer başlık tehdidine karşı hazırlık… Dün Kızılay’da beton bir mermi başlığı, Kale’de bahçe kuyuları; bugünse göğün üstüne tahayyül edilen görünmez bir çelik kubbe.

Şehir değişiyor, yapılar değişiyor. Ama korkunun biçimi değişse de kendisi değişmiyor.

Son cümle:
Bugün Ankara’nın göğünde çelik bir kubbe tartışılıyorsa, unutmayalım: Bir zamanlar aynı göğün tam altında, Kızılay’ın kalbinde betondan bir mermi başlığı yükseliyordu.