Yarın, dünya askeri tarihinin en büyük kuşatmalarından birinin sonlandığı ve "Güneş Batmayan İmparatorluk"un tarihindeki en ağır mağlubiyetlerinden birini aldığı Kut'ül-Amâre Zaferi’nin 110. yıl dönümü.
Çanakkale’den sonra Birinci Dünya Savaşı’nın en parlak Osmanlı zaferi olarak kayıtlara geçen bu destan, Bağdat kapılarında 147 gün süren amansız bir direnişin ve askeri dehanın ürünüdür.
Britanya ordusunun 13 bini aşkın askerle teslim olduğu, generallerin kılıçlarını Osmanlı subaylarına sunduğu o tarihi süreci; nedenleri, kahramanları ve tozlu raflarda kalan çarpıcı detaylarıyla inceliyoruz.
BAĞDAT YOLUNDA DÜĞÜM
Birinci Dünya Savaşı başladığında İngilizler için Mezopotamya (Irak) cephesi stratejik bir zorunluluktu.
- Hedef Petrol ve Hindistan: İngilizler, Abadan’daki petrol tesislerini korumak ve Hindistan yolunun güvenliğini sağlamak için Basra’dan Bağdat’a doğru ilerlemeye başladı.
- Selman-ı Pak Muharebesi: General Townshend komutasındaki İngiliz birlikleri Bağdat’ı ele geçirmek için ilerlerken, 22-25 Kasım 1915'te Selman-ı Pak’ta Osmanlı ordusu tarafından durduruldu.
- Kuşatmanın Başlaması: Geri çekilmek zorunda kalan İngiliz birlikleri, Kut'ül-Amâre kasabasına sığındı. 7 Aralık 1915’te Osmanlı ordusu kasabayı kuşatarak tarihin en uzun kuşatmalarından birini başlattı.
147 GÜNLÜK MAHŞER
Kut kasabası, üç tarafı Dicle Nehri ile çevrili doğal bir kaleydi. İngilizler yardım gelene kadar burada beklemeyi planlıyordu ancak hesaplamadıkları bir şey vardı: Osmanlı'nın çelikten iradesi.

- Açlık ve Hastalık: Kuşatma uzadıkça İngiliz ordusunda at ve katır etleri yenmeye başlandı. Ciddi bir açlık ve salgın hastalık krizi baş gösterdi.
- Yardım Girişimlerinin Sonu: İngilizler, kuşatmayı kırmak için dışarıdan birkaç kez büyük saldırılar (Felahiye ve Sabis Muharebeleri) düzenlediler. Ancak her defasında Osmanlı birlikleri tarafından püskürtüldüler.
- Havadan İkmal Denemesi: Tarihte ilk kez kuşatma altındaki bir birliğe uçaklarla yiyecek (un torbaları) atıldı. Ancak çoğu ya nehre düştü ya da Osmanlı mevzilerine ulaştı.
KOMUTANLARIN SAVAŞI
Bu zaferin arkasında hem Osmanlı hem de Alman askeri dehasının birleşimi vardı.
|
Komutan |
Rolü |
Önemi |
|
Halil (Kut) Paşa |
6. Ordu Komutanı |
Zaferin asıl mimarı. Enver Paşa’nın amcasıdır. |
|
Nurettin Paşa |
İlk Kuşatma Komutanı |
İngilizleri Kut'a hapseden ilk hamleleri yapan isim. |
|
Goltz Paşa |
Alman Mareşal |
Osmanlı ordusuna stratejik danışmanlık yaptı, zaferi göremeden hastalıktan öldü. |
|
Charles Townshend |
İngiliz General |
Teslim olan İngiliz komutan. Hayatının geri kalanını bu mağlubiyetin gölgesinde geçirdi. |
BRİTANYA GURURUNUN ÇÖKÜŞÜ
29 Nisan 1916 sabahı, General Townshend beyaz bayrağı çekerek teslim oldu.

- Muazzam Esir Sayısı: General Townshend dahil 13 general, 481 subay ve 13.300 asker esir alındı. Bu, o güne kadar İngiliz ordusunun tek seferde verdiği en büyük esir sayısıydı.
- Psikolojik Üstünlük: İngilizlerin yenilmezlik efsanesi Ortadoğu’da büyük bir darbe aldı. Osmanlı ordusu için ise Çanakkale’den sonra devasa bir moral kaynağı oldu.
- İngiliz Siyasetinde Deprem: Londra’da yer yerinden oynadı; askeri başarısızlıklar nedeniyle soruşturmalar açıldı ve Mezopotamya seferinin tüm stratejisi değiştirildi.
AZ BİLİNENLER
- "Kut" Soyadı: Mustafa Kemal Atatürk, 1934 yılında Soyadı Kanunu çıktığında, bu zaferin anısına Halil Paşa’ya bizzat "Kut" soyadını vermiştir.
- 1 Milyon Poundluk Rüşvet: General Townshend, teslim olmadan önce kuşatmayı kaldırması karşılığında Halil Paşa’ya 1 milyon İngiliz sterlini (bazı kaynaklara göre 2 milyon) rüşvet teklif etmiştir. Halil Paşa bu teklifi reddederek tarihe geçecek bir onur sergilemiştir.
- Kut Bayramı: Bu zafer, 1952 yılına kadar Türkiye’de resmi bir bayram ("Kut Bayramı") olarak kutlanmıştır. Ancak Türkiye’nin NATO’ya girişi ve İngilizlerle olan diplomatik hassasiyetler nedeniyle bu kutlama daha sonra sessizce takvimlerden kaldırılmıştır.
- Kayıp Mezar: Kuşatma sırasında hayatını kaybeden Alman komutan Goltz Paşa’nın vasiyeti üzerine mezarı Bağdat’tadır; ancak mezarının tam yeri bugün hâlâ bir tartışma konusudur.
Kut'ül-Amâre, imkansızlıklar içindeki bir ordunun, dünyanın en gelişmiş lojistik gücüne karşı kazandığı bir "inat" zaferidir. Bugün 110 yıl sonra, o çöl sıcağında yazılan bu destan, askeri tarihin en unutulmaz sayfalarından biri olmaya devam ediyor.



