Bundan tam 103 yıl önce bugün, 13 Ekim 1923’te, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan tek maddelik bir kanun teklifi, Anadolu’nun ortasındaki tozlu ve mütevazı bir bozkır kasabasının ve bütün bir milletin kaderini sonsuza dek değiştirdi: "Türkiye Devletinin Hükümet Merkezi Ankara Şehridir."
Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzlerce yıllık payitahtı, Boğaz’ın incisi İstanbul dururken; yolları çamurlu, binaları kerpiç, sıtmayla boğuşan ve nüfusu 30 bini bile bulmayan Ankara’nın yeni devletin başkenti ilan edilmesi, yalnızca jeopolitik bir zorunluluk değil; küllerinden doğan yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık, devrim ve muasır medeniyet iddiasının en somut ilanıydı.
103. yıl dönümünde; Ankara’nın başkent oluşuna giden tarihsel süreci, arkasındaki stratejik nedenleri, alınan kararın sonuçlarını, Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonunu ve tarihin tozlu sayfalarında kalmış şaşırtıcı detayları derinlemesine inceliyoruz.
ÇAMURLU SOKAKLARDAN CUMHURİYETİN BAŞKENTİNE
Ankara’nın başkent olma serüveni, 13 Ekim 1923’teki resmi karardan çok daha önce, Milli Mücadele’nin ilk günlerinde fiilen başladı:

-
27 Aralık 1919 - Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi: Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin ardından Anadolu’daki direnişi yönetmek için en uygun nokta olarak gördüğü Ankara’ya geldi. Dikmen sırtlarında Seymenler ve Ankara halkı tarafından davullar ve zurnalarla karşılandı.
-
23 Nisan 1920 - TBMM’nin Açılışı: İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesi ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması üzerine, Türk milletinin iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara’da açıldı. Ankara artık fiilen kurtuluş savaşının, ordunun ve yönetimin kalbiydi.
-
İsmet Paşa’nın Kanun Teklifi (9 Ekim 1923): Dışişleri Bakanı İsmet Paşa (İnönü) ve 13 arkadaşı, TBMM’ye tek maddelik bir kanun teklifi verdi. Teklifte, "Türkiye Devleti'nin hükümet merkezi Ankara şehridir" ifadesi yer alıyordu.
-
13 Ekim 1923 - Tarihi Kabul: Teklif, Meclis’te yapılan coşkulu görüşmelerin ardından oy çokluğuyla kabul edildi. Böylece Ankara’nın fiili başkentliği hukuki ve resmi bir statü kazandı. Bu karardan sadece 16 gün sonra, 29 Ekim 1923’te yine bu kentte Cumhuriyet ilan edilecekti.
NEDEN ANKARA?
Atatürk ve arkadaşları için Ankara tercihi tesadüfi veya duygusal bir karar değildi. Tamamen askeri, jeopolitik, siyasi ve sosyolojik gerekçelere dayanıyordu:
1. Askeri ve Jeopolitik Güvenlik
İstanbul, Boğazlar üzerinden denizden ve Trakya üzerinden karadan yabancı işgallerine son derece açık bir konumdaydı. I. Dünya Savaşı ve Mondros sonrasında İstanbul’un kolayca işgal edilmesi bu acı gerçeği kanıtlamıştı. Ankara ise etrafı dağlarla çevrili, Anadolu’nun tam ortasında, işgal ordularının ulaşması son derece zor olan doğal bir kale konumundaydı.
2. Ulaşım ve Haberleşme Ağının Merkezi
Ankara, o dönemde Batı Anadolu’ya uzanan demiryolu hattının (Bağdat Demiryolu'nun bir kolu) son durağıydı. Aynı zamanda telgraf hatlarının kesişim noktasında yer alması, Anadolu’nun her yeriyle hızlı iletişim kurma imkanı sağlıyordu.
3. Eski Rejimin (Osmanlı) Etkisinden Sıyrılma Arzusu
İstanbul, yüzyıllar boyunca saray bürokrasisinin, saltanat ve hilafet yanlılarının, yabancı devletlerin casusluk ağlarının ve kapitülasyonların merkeziydi. Yeni kurulacak genç, laik ve devrimci cumhuriyetin, eski rejimin bağnaz ve hantal bürokratik kalıntılarından uzak, tertemiz bir sayfada inşa edilmesi gerekiyordu.
4. Anadolu Halkının Milli Mücadele’ye Koşulsuz Desteği
Ankara halkı, Milli Mücadele’nin ilk gününden itibaren Atatürk’e ve Temsil Heyeti’ne kucak açmış, kısıtlı imkanlarını feda etmekten çekinmemişti. Bu sadakat ve milli şuur, şehrin başkent yapılmasında büyük bir moral etkendi.
BOZKIRIN DÖNÜŞÜMÜ
Ankara’nın başkent ilan edilmesi, Türkiye’nin sosyal, mimari ve diplomatik yapısında devrim niteliğinde sonuçlar doğurdu:

-
Planlı Bir Kentin Doğuşu: Kerpiç evlerden oluşan mütevazı kasaba, Hermann Jansen gibi dünyaca ünlü mimarların planlarıyla modern, geniş bulvarlara, kamu binalarına, parklara (Gençlik Parkı) ve kışlalara sahip örnek bir Cumhuriyet kentine dönüştü.
-
Bölgesel Kalkınma ve Anadolu’ya Hayat Verme: Tüm yatırım ve nüfusun İstanbul’da toplanması geleneği yıkıldı. Anadolu’nun bağrında yükselen bir sanayi, kültür, eğitim (Ankara Üniversitesi, Hacettepe vb.) ve bürokrasi merkezi oluşturuldu.
-
Diplomatik Savaş ve Elçiliklerin Taşınması: Batılı devletler (İngiltere, Fransa, İtalya), karar ilk alındığında "Ankara geçicidir, yakında tekrar İstanbul'a dönerler" düşüncesiyle elçiliklerini Ankara’ya taşımamak için yıllarca direndi. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin kararlı tutumu karşısında pes ederek temsilciliklerini Ankara’ya taşımak zorunda kaldılar.
AZ BİLİNENLER
Atatürk’ün "Ankara Oteli" ve Sıtma Bütçesi
1920’lerde Ankara o kadar imkansızlıklar içindeydi ki, şehre gelen milletvekilleri ve yabancı gazeteciler yatacak otel dahi bulamıyordu. Vekillerin bir kısmı meclis sıralarında, bir kısmı ise ilkokul binalarında tahtakurusu ve sıtmayla mücadele ederek uyuyordu. Şehrin başkent yapılmasından sonraki ilk bütçe kalemlerinden biri, bataklıkları kurutmak ve sıtmayı önlemek için ayrılan "Sıtma Mücadele Bütçesi" olmuştu.
Avrupalı Diplomatların "Bozkır Sürgünü" Şikayetleri
İngiliz ve Fransız diplomatlar, 1920'lerin ortalarında tuttukları gizli raporlarda Ankara’yı "toz çölü", "çamur deryası" ve "dünyanın sonundaki çorak köy" olarak tanımlıyor; İstanbul’daki boğaz manzaralı yalılarından ayrılıp Ankara’nın kerpiç evlerine taşınmayı bir tür "sürgün" olarak görüyorlardı. Atatürk ise bu şikayetlere gülümseyerek "Ankara’nın toprağı çamurludur ama insanı sağlamdır" yanıtını veriyordu.
İsmet Paşa’nın Gizli Telgraf Diplomasisi
İsmet İnönü, teklifi meclise sunmadan önce İstanbul’daki yabancı elçiliklerin nabzını ölçtürdü. Batılı devletlerin İstanbul’u başkent olarak dayatma ve Boğazlar üzerindeki nüfuzlarını koruma arzularını sezdiği an, teklifi meclise getirerek yıldırım hızıyla yasalaşmasını sağladı ve Avrupalı devletleri bir oldubittiyle baş başa bıraktı.
Ahilik Geleneği ve Ankara Cumhuriyeti
Ankara, tarihte 13. ve 14. yüzyıllarda "Ankara Ahi Cumhuriyeti" adıyla tüccar ve esnafların yönettiği özerk, cumhuriyet benzeri bir şehir devleti tecrübesine sahipti. Atatürk, bu tarihsel arka planı çok iyi biliyordu ve Ankara’nın ruhunda zaten tüccar halkın kendi kendini yönettiği "cumhuriyet tohumları" olduğunu vurgulamıştı.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara Anlatımı: "Ankara, merkez-i hükümettir ve ebediyen merkez-i hükümet kalacaktır. Ben Ankara’yı coğrafya kitabından değil, doğrudan doğruya kalbimden, tarihsel sezgilerimle seçtim."
Ankara’nın başkent oluşu; yalnızca bir coğrafi koordinat değişimi değil, bir milletin kendi küllerinden bağımsız, başı dik ve modern bir devlet inşa etme iradesinin bozkıra kazınmış abidesidir.





