Bir kağıt parçası neyi temsil eder? Bir öğrencinin yıl boyunca verdiği emeği mi, yoksa her şeyden önce bir ülkenin hafızasını mı?
Son günlerin en büyük sorunu; ilkokul birinci ve ikinci sınıflarda karne yerine verilen İstiklal Marşı ve Andımız olmadan “Öğrenci Gelişim Raporu” diye bir şeyin hayata geçecek olmasıdır. Tartışmanın merkezinde ise teknik bir değişiklikten çok daha fazlası var: Atatürk’ün ve İstiklal Marşı’nın bu belgelerde yer almaması.
Yetkililer “sistem değişti” diyor. Doğrudur, eğitimde ölçme ve değerlendirme yöntemleri zamanla değişebilir. Ancak mesele sadece karne değil. Mesele, bir devletin çocuklarına ilk temas ettiği belgede neyi hatırlattığı, neyi unutturduğudur. Bu ülkenin çocukları, adını daha yeni yazmayı öğrenirken aynı zamanda bu ülkenin kimliğini de tanır. Atatürk’ün gençliğe hitabı, İstiklal Marşı’nın dizeleri; bunlar birer süs değil, bu topraklarda birlikte yaşamanın ortak sözleşmesidir. Bir belgeden çıkarıldığında “yerine ne kondu?” sorusu ister istemez akla gelir.
Bir çocuğun karnesinde Atatürk’ün yer alması kimi rahatsız eder? Eğitim sistemi, sadece matematik ve Türkçe öğretmez; aidiyet de öğretir. O aidiyet boşaltıldığında, yerine ne koyduğunuz önemlidir. Sessizlik de bir tercihtir, yokluk da bir mesajdır.
Toplumun tepkisi bu yüzden büyüktür. Çünkü insanlar çocuklarının eline verilen belgeden, ülkenin yönünü okur. Bugün bir isim eksilir, yarın bir cümle… Sonra “zaten yoktu” denir.
Oysa bazı şeyler vardır ki eksiltilmez. Güncellenmez. Kaldırılmaz.
Çünkü onlar geçmiş değil, temeldir.
Bir karne sadece bir karne değildir.
Bir ülkenin çocuklarına kendini nasıl anlattığının aynasıdır.
Ve o aynada Atatürk yoksa, mesele kağıt değil, hafızadır.