
Tarihin en büyük yanılgıları bazen küçük bir kelimenin yanlış yorumlanmasıyla başlar. Bir yer adı başka bir yerle özdeşleştirilir, bir tarihçinin tahmini zamanla kesin bilgiye dönüşür. Sonra kuşaklar boyunca aynı bilgi tekrarlanır.
Ankara Savaşı üzerine yaptığım araştırmalarda karşıma çıkan mesele tam da bu.
28 Temmuz 1402'de Timur ile Yıldırım Bayezid'in karşı karşıya geldiğini, Osmanlı ordusunun yenildiğini, Bayezid'in esir düştüğünü ve ardından Fetret Devri'nin başladığını biliyoruz.
Peki, savaşın nerede yapıldığından gerçekten emin miyiz?
Altı asırdır Çubuk Ovası olarak bildiğimiz savaş alanı, gerçekte Ankara'nın güneyindeki Culuk sahrası olabilir mi?
Bu soruyu bilimsel bir araştırmayla gündeme taşıyan isim, tarihî coğrafya uzmanı Prof. Dr. Osman Gümüşçü.
Gümüşçü'nün 2024 yılında yayımlanan Bir Yanılgıdan Dönüş: Ankara Savaşı (1402), Çubuk'tan Culuk'a adlı çalışması, tarih kitaplarında yerleşmiş bir kabulü sorguluyor.
BİR KELİMENİN ALTI ASIRLIK YOLCULUĞU
Timur'un tarihçisi Nizamüddin Şâmî, Zafernâme adlı eserinde ordunun ulaştığı yer için Çuluğ adını kullanıyor.
Yüzyıllar sonra eseri Türkçeye çeviren Necati Lugal ise bu yerin Çubuk olabileceği yorumunu yapıyor.
Gümüşçü, Çuluğ adının bugünkü Culuk ile ilişkili olduğunu savunuyor.
Elbette Çubuk görüşü yalnızca bu çeviri dipnotundan kaynaklanmıyor. Daha eski Osmanlı kaynaklarında da Çubuk adı geçiyor. Ancak bir yer adının farklı dönemlerde nasıl okunduğu ve hangi coğrafyayla ilişkilendirildiği, savaşın yerini belirlemek açısından büyük önem taşıyor.
Üstelik mesele yalnızca bir kelimeyle sınırlı değil.
SAVAŞIN KADERİNİ BELİRLEYEN SU
1402 yılının temmuz ayında iki büyük ordu Ankara yakınlarında karşı karşıya geldiğinde, askerlerin ve binlerce atın su ihtiyacı başlı başına bir askerî meseleydi.
Timur'un su kaynakları üzerinde üstünlük kurduğu, savaşın anlatımlarında özellikle vurgulanıyor.
Gümüşçü, tarihî kaynaklardaki coğrafi tariflerden hareketle bu su kaynaklarını Mogan ve Eymir gölleriyle ilişkilendiriyor.
Bu yorum kabul edilirse savaşın coğrafyası Çubuk'tan Ankara'nın güneyine taşınıyor.
Ancak kaynaklarda sözü edilen suların mutlaka iki göl olduğu kesinleşmiş değil. Akarsuların veya başka su kaynaklarının kastedilmiş olması da mümkün.
Buna rağmen söz konusu yorum, savaşın gerçekleştiği araziyi yeniden değerlendirmek için önemli bir gerekçe oluşturuyor.
BAYEZİD'İN OTAĞI NEREDEYDİ?
Osmanlı tarihçisi Neşrî'nin anlatısında Yıldırım Bayezid'in otağını kurduğu yer için kullanılan Sivriler adı da tartışmanın bir başka parçası.
Gümüşçü, bu adı Culuk çevresindeki yükseltilerle ilişkilendiriyor.
Bir hükümdarın savaş alanını görebileceği yüksek bir noktayı komuta merkezi olarak seçmesi askerî bakımdan anlaşılır. Ancak Anadolu'da Sivri ve Sivritepe benzeri yer adlarının yaygınlığı, yalnızca isim benzerliğinden kesin sonuç çıkarılmasını güçleştiriyor.
Dolayısıyla tarihî metinler kadar arazinin yapısı ve orduların hareket güzergâhları da önem kazanıyor.
ÇUBUK'TAKİ MEZARLAR NE ANLATIYOR?
Culuk tezinin karşısında, Çubuk'ta yürütülen arkeolojik araştırmalar bulunuyor.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nden Doç. Dr. Yusuf Albayrak'ın çalışmalarında, Çubuk'un Kutuören köyü yakınındaki Şahveran mevkisinde toplu mezarlar incelendi.
Yetişkin erkeklere ait iskeletler ve bazı kemiklerde kesici silah izleri tespit edildiği açıklandı.
Yedi örnek üzerinde gerçekleştirilen radyokarbon analizlerinin sonuçları da kamuoyuyla paylaşıldı. Ancak açıklanan tarihlendirmeler doğrudan 1402 yılını göstermiyor.
Albayrak, elde edilen bulguların Ankara Savaşı'nın Çubuk'ta gerçekleştiği görüşünü desteklediğini savunuyor.
Böylece karşımıza iki farklı bilimsel yaklaşım çıkıyor.
Bir tarafta tarihî metinler, yer adları ve coğrafi özelliklerden hareketle Culuk'u işaret eden araştırmalar; diğer tarafta Çubuk çevresindeki arkeolojik bulgular.
Henüz tartışmayı kesin biçimde sonuçlandıracak ortak bir bilimsel değerlendirme bulunmuyor.
KURULUŞLA YENİLGİNİN BULUŞTUĞU COĞRAFYA
Araştırmalar sırasında beni en fazla düşündüren ayrıntılardan biri ise Culuk sahrasının güneyindeki Karacadağ oldu.
Erken Osmanlı tarihçisi Neşrî, Ertuğrul Bey'in topluluğunun Ankara yakınlarındaki Karacadağ'a geldiğini anlatıyor.
Gümüşçü de Culuk sahrasıyla bu tarihsel yerleşim alanının yakınlığına dikkat çekiyor.
Eğer Culuk tezi doğrulanırsa ortaya son derece ilginç bir tarihsel yakınlık çıkacak.
Osmanlı hanedanının Anadolu'daki ilk yerleşim hatıralarıyla, devletin neredeyse parçalandığı büyük yenilginin coğrafyası birbirine komşu olacak.
Bir tarafta kuruluşun izleri, diğer tarafta yıkılmanın eşiğine gelmiş bir devlet.
Kuşkusuz Ertuğrul Bey'in Karacadağ'daki yerleşimine ilişkin anlatıların kendisi de tarihsel tartışmalara konu. Bu nedenle söz konusu yakınlığı kesinleşmiş bir gerçek olarak değil, araştırılmaya değer bir ihtimal olarak değerlendirmek gerekiyor.
Yine de tarihin böylesine çarpıcı karşılaşmaları insanı düşündürüyor.
TARİHİN SON SÖZÜ SÖYLENMİŞ DEĞİL
Ankara Savaşı'nın sonucunu biliyoruz. Bayezid'in esaretini, Osmanlı ülkesindeki taht mücadelelerini ve devletin yeniden toparlanma sürecini biliyoruz.
Ancak savaşın tam olarak hangi arazide gerçekleştiğine ilişkin tartışma, tarih bilgisinin sürekli sorgulanması gerektiğini hatırlatıyor.
Prof. Dr. Osman Gümüşçü'nün çalışması önemli bir bilimsel itiraz. Doç. Dr. Yusuf Albayrak'ın arkeolojik araştırmaları da aynı dikkatle değerlendirilmesi gereken bulgular ortaya koyuyor.
Burada benim için önemli olan, Çubuk'u veya Culuk'u peşinen haklı ilan etmek değil.
Asıl mesele, tarih diye öğrendiğimiz bilgilerin hangi belgelere dayandığını, nasıl yorumlandığını ve zaman içinde nasıl tartışılmaz kabullere dönüştüğünü anlayabilmek.
Çünkü bazen geçmişi yeniden anlamak için yeni bir belge bulmak gerekmez. Yüzyıllardır elimizin altında duran eski bir belgeyi yeniden okumak yeterli olabilir.
Ankara Savaşı'nın galibini biliyoruz. Mağlubunu biliyoruz. Tarihini biliyoruz.
Ama altı asır sonra, savaşın tam olarak nerede yapıldığını hâlâ tartışıyoruz.
Belki de Ankara tarihinin en büyük sırlarından biri, gözümüzün önünde duran bir yer adının içinde saklı.
Tarih, son sözünü henüz söylemiş değil.