Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin yayılmacı politikalarına karşı Batı ülkelerinin ortak savunmasını sağlamak amacıyla oluşturulan NATO, zamanla genişleyerek ve değişerek günümüzde 30'dan fazla üye ülkeye sahip büyük bir güvenlik ağına dönüştü.
SOĞUK SAVAŞ VE SAVUNMA
NATO’nun kuruluşu, 4 Nisan 1949’da imzalanan Washington Antlaşması’na dayanmaktadır. Antlaşmanın en önemli maddesi olan 5. madde, herhangi bir üye ülkeye yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağını ve kolektif savunma mekanizmasının devreye gireceğini söyler. Bu madde, NATO’nun caydırıcılık gücünü temsil ediyor.
Soğuk Savaş döneminde herhangi bir doğrudan askeri çatışmaya girmemiş olsa da, NATO caydırıcılık ilkesi sayesinde Doğu ve Batı blokları arasındaki gerilimin tırmanmasını engellemede kritik bir rol oynadı. 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında ilk kez 5. Madde (bir üyeye yapılan saldırı tüm üyelere yapılmış sayılır) kullanıldı.
GENİŞLEME
12 kurucu üye ile yola çıkan NATO, zaman içinde farklı dalgalar halinde genişleyerek 32 üyeye ulaştı. Türkiye ve Yunanistan'ın 1952'deki katılımları, ittifakın güney kanadını güçlendirirken, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte Doğu Avrupa ülkelerinin katılımı, Avrupa'nın bütünleştirdi. Son olarak İsveç'in 7 Mart 2024'teki katılımıyla NATO, tarihinde üye alımını gerçekleştirdi.
SOĞUK SAVAŞ SONRASI
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle NATO, yalnızca Sovyetler Birliği’ne karşı bir savunma mekanizması olmaktan çıktı ve küresel güvenliği sağlamak için çeşitli misyonlar üstlenen bir organizasyon hâline geldi. Afganistan’daki ISAF operasyonu, Kosova’daki KFOR gücü ve çeşitli deniz güvenliği operasyonları, NATO’nun kriz bölgelerindeki rolünü bize gösterdi.
Özellikle Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhak etmesi ve 2022’de Ukrayna Savaşı'nın başlaması NATO’nun doğu kanadında güvenlik önlemlerini artırmasına neden oldu. Baltık ülkeleri ve Polonya başta olmak üzere ittifakın doğu sınırında askeri varlığını güçlendiren NATO, ayrıca hava ve füze savunma sistemlerini de modernize etti.
TÜRKİYE VE NATO
Türkiye, NATO'nun kurucu üyelerinden biri olarak ittifak içinde önemli bir role sahip. Soğuk Savaş döneminden itibaren güney kanadının güvenliğinde kritik bir rol üstlenen Türkiye, günümüzde de NATO'nun operasyonlarına ve misyonlarına aktif olarak katkıda bulunuyor. Coğrafi konumu ve askeri gücüyle Türkiye, NATO'nun karşı karşıya olduğu çeşitli güvenlik zorluklarının üstesinden gelinmesinde vazgeçilmez bir müttefik olarak görülüyor.
Coğrafi konumu itibariyle NATO’nun güneydoğu kanadının güvenliğini sağlayan Türkiye, İttifak’ın operasyonlarına aktif destek vermektedir. Afganistan, Bosna-Hersek ve Kosova gibi bölgelerde barış misyonlarına katkıda bulunan Türkiye, aynı zamanda NATO’nun terörle mücadele ve sınır güvenliği alanlarındaki stratejilerine de destek sunmaktadır.
Ancak Türkiye ile bazı NATO ülkeleri arasında zaman zaman görüş ayrılıkları yaşanmaktadır. ABD ile yaşanan S-400 krizi, bazı Avrupa ülkeleriyle savunma sanayii iş birlikleri konusundaki anlaşmazlıklar NATO içinde tartışmalara yol açmaktadır. Buna rağmen Türkiye, NATO içindeki stratejik konumunu koruyarak ittifaka bağlılığını sürdürmektedir.
NATO, kuruluşundan bu yana dünya güvenliğinde önemli bir aktör olarak varlığını sürdürmekte. Rusya’nın artan askeri tehditleri, Çin’in yükselen küresel gücü ve Orta Doğu’daki istikrarsızlık gibi faktörler, NATO’nun önemini daha da arttırıyor.