Türk resim sanatının modernleşme sürecinde, Batı’nın tekniğiyle Anadolu’nun ruhunu aynı potada eriten en önemli kırılma noktalarından biri olan 10’lar Grubu’nun kuruluşunun üzerinden yaklaşık 80 yıl geçti.
1947 yılında Akademi koridorlarında bir öğrenci hareketi olarak başlayan bu serüven, bugün hâlâ Türk sanatının yerel motiflerle evrensele ulaşma çabasının mihenk taşı kabul ediliyor.
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun "yol haritasını" çizdiği, genç sanatçıların ise fırçalarıyla hayata geçirdiği bu oluşumu; kuruluş nedenlerinden Türk sanatındaki devrim niteliğindeki etkilerine kadar tüm detaylarıyla inceliyoruz.
AKADEMİ KORİDORLARINDA İSYAN
1940’lı yılların sonuna gelindiğinde, Türk resim sanatı bir "taklit" çıkmazındaydı. Batı’yı yakından takip eden sanatçılar, teknik olarak başarılı olsalar da içerik olarak yerellikten kopuk kalmışlardı.
- Bedri Rahmi’nin Atölyesi: Grubun tohumları, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinde atıldı. Eyüboğlu, öğrencilerine sürekli şu telkinde bulunuyordu: "Avrupa resmini öğrenin ama kendi toprağınızın kokusunu unutmayın."
- İlk Adım: 1947 yılında, hocalarının desteğini alan 10 yetenekli öğrenci, Türk resmine "milli bir kimlik" kazandırmak amacıyla bir araya geldi. İlk sergilerini Akademi’nin yemekhanesinde açarak, sanatın sadece seçkin salonlarda değil, hayatın her alanında olması gerektiğini savundular.
NEDEN 10'LAR
Grubun ismi, başlangıçtaki üye sayısından gelse de, bu rakam hiçbir zaman bir sınır olmadı.
- "Başlangıçta 10 Kişiydik": Kuruluş anında grupta tam 10 sanatçı bulunuyordu. Ancak Bedri Rahmi’nin vizyonuyla grup kısa sürede genişledi.
- Sayısal Değil, İlkeli Birlik: Grup üyeleri, kendilerini sayıyla sınırlamak yerine bir "açık kapı" politikası izlediler. Zamanla üye sayısı 40’a yaklaşsa da "10’lar" ismi, o ilk heyecanın ve çekirdek kadronun bir sembolü olarak kaldı.
TÜRK SANATINA KATKILARI
10’lar Grubu, Türk resim sanatında "yerellik" ve "modernizm" arasındaki o meşhur köprüyü kuran yapıdır.
- Anadolu Motiflerinin Keşfi: Grup üyeleri; kilim desenlerini, yazma motiflerini, halk sanatını ve minyatürleri tuvallerine taşıdılar. Anadolu’nun "nakış" geleneğini, Batı’nın "leke" ve "form" anlayışıyla harmanladılar.
- Halkçılık ve Sanat: Sanatı halka indirme çabasıyla, Anadolu’yu karış karış gezerek yerel temaları işlediler. Fikret Otyam’ın Güneydoğu portreleri veya Turan Erol’un Anadolu peyzajları bu anlayışın meyveleridir.
- D Grubu’na Tepki: O dönem hakim olan ve daha çok Batı odaklı bir modernizmi savunan "D Grubu"na karşı, daha "toprak kokan" bir alternatif sundular.
10'LAR GRUBU'NUN SAHİPLERİ
Grubun ilk kadrosunda yer alan ve Türk resmine yön veren o isimler şunlardır:
1. Nedim Günsür
2. Leyla Gamsız
3. Hulusi Sarptürk
4. Mustafa Esirkuş
5. Turan Erol
6. Fikret Otyam
7. Saynur Gürçay
8. Maryam Özacaryan
9. Ivon Karsan
10. Nevin Edhem
(Daha sonra Adnan Varınca, Orhan Peker ve Mehmet Pesen gibi dev isimler de gruba dahil olmuştur.)
AZ BİLİNENLER
- "El Greco mu, Kilim mi?": Bedri Rahmi, öğrencilerine El Greco’nun figür yapısıyla Anadolu kilimlerinin renk skalasını birleştirmelerini öğütlerdi. Grubun bazı eserlerinde bu iki zıt dünyanın nasıl büyük bir uyumla birleştiği bugün hâlâ sanat tarihçilerini şaşırtmaktadır.
- Maddi İmkansızlıklar: İlk sergilerini açacak para bulamadıkları için Akademi yemekhanesinde masa örtülerinin üzerinde sergileme yapmışlardır.
- Yazmacılık ve Resim: Grup üyelerinin birçoğu, sadece tuvalle yetinmemiş; Bedri Rahmi ile birlikte "yazmacılık" (kumaş baskı) geleneğini modernize ederek sanatın endüstriyel tasarıma geçişine de öncülük etmişlerdir.
- Ankara Sergileri: Grubun Ankara’da açtığı sergiler, başkentteki sanat çevresinde büyük yankı uyandırmış; devletin sanat politikasının "yerli modernizm" yönüne evrilmesinde etkili olmuştur.
- Kısa Ama Etkili: 10’lar Grubu yaklaşık 10 yıl (1947-1955) aktif kaldıktan sonra dağılmıştır. Ancak bu 10 yıl, Türk resminde sonraki 50 yılın yönünü belirlemiştir.
10’lar Grubu, Türk sanatının kendi köklerinden beslenerek nasıl dünya sahnesine çıkabileceğinin en somut örneğidir. 2026 yılından geriye bakıldığında, bu genç sanatçıların cesareti; bugün hâlâ "milli bir çağdaşlık" arayışındaki sanatçılarımıza ışık tutmaya devam ediyor.