Meksika Devrimi, 1876–1910 yılları arasında ülkeyi yöneten Porfirio Diaz’ın diktatörlüğünü devirmek amacıyla başladı. O dönemde Meksika nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ini köylüler oluşturuyordu. Ekonomik ve siyasi krizin büyümesi Diaz yönetimine karşı tepkileri artırdı.
Meksika burjuvazisi, krizi çözebilecek bir alternatif olarak Francisco Madero’yu öne çıkarmaya çalıştı. Serbest seçim ve tek dönemli başkanlık sistemi gibi talepler dile getiren Madero, Diaz tarafından tutuklandı. Tutuklu olduğu sırada Diaz, seçim düzenleyerek kendisini yeniden başkan ilan etti. Daha sonra şartlı olarak serbest bırakılan Madero, ABD’ye kaçmadan önce Diaz’ın başkanlığını geçersiz ilan eden ve el konulan toprakların sahiplerine iadesini talep eden bir plan bırakarak halkı ayaklanmaya çağırdı. Böylece 1910’da devrim süreci başladı.
Ayaklanmanın ilk başarısı ve yeni çatlaklar
Şubat 1911’de Madero’nun kuzeydeki birliklerin kontrolünü ele geçirmesiyle ayaklanma kısa sürede başarıya ulaşmış gibi görünüyordu. 1 Ekim’de yapılan seçimler ortamı kısmen sakinleştirse de ülkedeki temel sorunlar çözülmedi.
Madero’nun yavaş ilerleyen reformlarından memnun olmayan Emiliano Zapata, Plan de Ayala adı verilen acil bir toprak reformu programını yayımladı. Bu plan, toprakların nasıl kullanılacağına köylülerin demokratik seçimlerle karar vermesini öngörüyordu. Ancak kendisi de büyük bir toprak sahibi olan Madero’nun bu programı kabul etmesi mümkün olmadı.
Kısa süre sonra gerçekleşen bir askeri darbe sonucunda Madero öldürüldü.
Üç devrimci gücün ittifakı
Madero’nun ölümünden sonra kuzeydeki ayaklanmacılar Pancho Villa önderliğinde Kuzey Tümeni olarak yeniden örgütlendi. Aynı dönemde Venustiano Carranza liderliğinde “Anayasalcı” olarak bilinen meşrutiyetçi burjuva blok ortaya çıktı. Anarşist Meksika Liberal Partisi’nin (PLM) Zapata’nın güçlerine katılmasıyla ülkede üç farklı ayaklanmacı güç oluştu.
Bu güçler arasındaki istikrarsız ittifak, 15 Ağustos 1914’te başkent Meksika’ya girerek önemli bir askeri başarı elde etti.
Devrim içinde bölünmeler
Carranza ile yapılan görüşmelerde Zapata, Ayala Planı’nı kabul ettiremedi. Bunun üzerine Zapata, kontrol ettiği bölgelerde toprak reformunu kendi programı doğrultusunda uygulamaya devam etti. 24 Kasım 1914’te Zapata’nın birlikleri yeniden başkente girdi. Ancak Zapata’nın “Anayasalcılar”ın üzerine yürümemesi önemli bir stratejik hata olarak değerlendirildi. Bölgesel bir yaklaşım benimsemesi ve merkezi bir ordu fikrine karşı olması da hareketin zayıflamasına neden oldu.
Ocak 1915’te Anayasalcıların “Harekat Ordusu” başkenti yeniden ele geçirdi. Pancho Villa’nın Kuzey Tümeni yenilgiye uğradı ve 1916’da tamamen dağıldı.
Zapata’nın ölümü ve yeni yönetim
Zapata, başkenti terk etmek zorunda kalsa da Morelos eyaletinde etkisini sürdürdü. Ancak 7 Nisan 1919’da kurulan bir tuzak sonucu öldürüldü.
Bu süreçte Madero’nun eski generallerinden Venustiano Carranza devlet başkanı oldu ve yeni bir burjuva anayasa ilan etti.
Obregon’un yükselişi
Carranza’yı iktidara taşıyan General Alvaro Obregon, anayasa tartışmaları sırasında hükumetle karşı karşıya geldi. 1 Haziran 1919’da başkan adaylığını açıklayan Obregon, hükümeti eleştirirken Zapata’nın öldürülmesini de gündeme getirdi.
1920 baharında devlet, Obregon hakkında tutuklama kararı çıkardı.
İşçilerle kurulan ittifak ve iktidar değişimi
Tutuklama kararından sonra Obregon, destekçisi olan demiryolu işçilerinin yardımıyla işçi kıyafeti giyerek Zapatista denetimindeki Morelos eyaletine kaçtı. Burada Zapatista hareketi üzerinde etkili olan Obregon, on yıllık iç savaş boyunca ilk kez tüm Meksika halkına hitap eden bir ayaklanma çağrısı yaparak Carranza yönetimini devirmeye yönelik hareket başlattı.
İktidara gelen Obregon, işçiler için verdiği bazı sözleri yerine getirdi. Ancak 1917 Anayasası’nda öngörülen toprak reformu büyük ölçüde güney eyaletleriyle sınırlı kaldı.




