Türk denizcilik tarihinin en hüzünlü, en çok yürek burkan günlerinden biri olan Dumlupınar Faciası’nın tam 73. yıl dönümü. 1953 yılının 4 Nisan sabahında, Çanakkale Boğazı’nın soğuk ve akıntılı sularında sessizce batan TCG Dumlupınar, arkasında sadece 81 deniz şehidini değil; bir ulusun günlerce radyoları başında döktüğü gözyaşlarını ve tarihe kazınan "Vatan sağ olsun" sözlerini bıraktı.

NATO'DAN DÖNEN ÇELİK BALIK

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Marshall Yardımı kapsamında ABD'den devralınan ve asıl adı USS Blower olan Balao sınıfı denizaltı, Türk Donanması'na katılarak TCG Dumlupınar (S-339) adını almıştı. Döneminin en modern denizaltılarından biriydi.

Dumlupınar Faciası 1

  • Fırtınalı Dönüş: 1953 yılının Mart ayında Akdeniz'de düzenlenen geniş kapsamlı NATO "Blue Sea" tatbikatına katılan Dumlupınar, görevini başarıyla tamamladıktan sonra Gölcük'teki ana üssüne dönmek üzere yola çıktı.
  • Nara Burnu'nda Kesişen Yollar: 3 Nisan'ı 4 Nisan'a bağlayan gece, denizaltı Çanakkale Boğazı'na giriş yaptı. Gece zifiri karanlık, hava sisli ve pusluydu. Saatler 02.10'u gösterdiğinde, Çanakkale Boğazı'nın en dar ve en akıntılı noktalarından biri olan Nara Burnu açıklarında, İstanbul yönünden gelen İsveç bandıralı yük gemisi Naboland ile burun buruna gelindi.
  • Kaçınılmaz Çarpışma: Naboland şilebi, Dumlupınar'a sancak (sağ) baş omuzluğundan çok şiddetli bir şekilde çarptı. Çarpışmanın şiddetiyle denizaltı saniyeler içinde su almaya başladı ve baş taraftan dik bir açıyla batmaya başladı.

'KONUŞMAYIN, SİGARA İÇMEYİN!'

Çarpışma anında güvertede ve kulede bulunan personelden bir kısmı denize savruldu. Denizaltı o kadar hızlı battı ki içerideki mürettebatın büyük kısmı maalesef bulundukları bölmelerde şehit oldu. Ancak geminin arkasında yer alan kıç torpido dairesine sığınmayı başaran 22 denizci hayatta kalmıştı.

Güneşin doğmasıyla birlikte deniz yüzeyinde Dumlupınar'ın fırlattığı parlak sarı renkli "battı şamandırası" görüldü. Şamandıranın üzerindeki kapağı açan Gümrük Motoru personeli, içerideki ahizeyi kaldırarak aşağıya seslendi. Denizaltının derinliklerinden cevap veren ses, Astsubay Selami Özben'e aitti.

Tarihin en acı telefon konuşması şöyle gerçekleşti:

Üsteğmen Suat: Alo... Dumlu...

Astsubay Selami: Evet, Dumlu.

Üsteğmen Suat: Ben Üsteğmen Suat. Selami nasılsınız? Biz geldik, bana durumu anlat.

Astsubay Selami: Efendim dizellerden yara aldık. Bataryayı sıfıra alarak kıç torpido dairesine geçtik. Şu an 22 kişiyiz.

Üsteğmen Suat: Merak etmeyin, Kurtaran gemisi geldi. Sizi oradan çıkaracağız. Moralinizi bozmayın. Konuşmayın, gerekmedikçe hareket etmeyin ve sigara içmeyin.

Taşan Sarıçay'ın suyu geri çekildi
Taşan Sarıçay'ın suyu geri çekildi
İçeriği Görüntüle

Astsubay Selami: Yok efendim, konuşmuyoruz. Sigara da içmiyoruz. Işık da yok, karanlıktayız. Sağ olun, vatan sağ olsun...

Bu konuşmadan bir süre sonra denizaltı ile irtibat kesildi. Yoğun akıntı nedeniyle şamandıranın teli koptu ve derinlerdeki 22 kahraman, oksijenlerinin bitmesiyle şehadete erdi. 7 Nisan 1953'te umutların tükendiği resmi olarak açıklandı.

KURTULANLAR VE ŞEHİT DÜŞENLER

Dumlupınar’da toplam 86 personel bulunuyordu. Bunlardan 81'i deniz şehidi olarak tarihe geçti. Sadece kulede bulunan ve denize düşen 5 kişi hayatta kalabildi.

Hayatta Kalanlar

İsim

Rütbesi

Durumu

Sabri Çelebioğlu

Kıdemli Yüzbaşı (Gemi Komutanı)

Güverteden denize düşerek kurtuldu.

Kemal Ünver

Üsteğmen

Güverteden denize düşerek kurtuldu.

Hasan Yumuk

Üsteğmen

Güverteden denize düşerek kurtuldu.

Hüseyin İnkaya

Astsubay

Güverteden denize düşerek kurtuldu.

Hüseyin Akış

Seyir Kıdemli Başçavuş

Facianın son tanığıydı, 2018'de vefat etti.

81 şehidimizin aziz hatıraları ve isimleri bugün hala Türk Deniz Kuvvetleri'nin ve tüm Türkiye'nin kalbinde yaşamaya devam ediyor.

NABOLAND DAVASI

Kazanın ardından Naboland gemisine hemen el konuldu ve kaptanı Oscar Ferdinand Lorentzon gözaltına alındı. Bu durum Türkiye ile İsveç arasında ciddi bir diplomatik ve hukuki gerginliğe yol açtı.

  • Karşılıklı Suçlamalar: Türk tarafı, Naboland'ın boğaz trafiği kurallarını ihlal ettiğini ve hızını düşürmediğini savunurken; İsveç tarafı ise Dumlupınar'ın rotasının hatalı olduğunu iddia etti.
  • Yargı Süreci: Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada İsveçli kaptan Lorentzon suçlu bulunarak hapis cezasına çarptırıldı (Daha sonra cezası hafifletildi). Dava sürecinde basında İsveç aleyhine çok sert başlıklar atıldı ve bu durum iki ülke ilişkilerinde dönemsel bir soğukluğa neden oldu. İlerleyen süreçte Dumlupınar komutanı Sabri Çelebioğlu da kusurlu bulunarak hapis cezası aldı.

TÜRK BASINI VE GÜNÜMÜZ

O dönemde televizyonun olmadığı Türkiye’de halk, 4 Nisan'dan itibaren günlerce radyolarının başından ayrılmadı. Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet ve Zafer gibi dönemin büyük gazeteleri günlerce simsiyah manşetlerle çıktı. Gazeteler, denizaltındaki oksijen miktarını saat saat geri sayarak adeta tüm ülkeye bir matem havası yaşattı.

Dumlupınar Faciası 3

Günümüzdeki Etkisi:

Facia o kadar derin bir iz bıraktı ki, her yıl 4 Nisan günü Türkiye'de "Deniz Şehitlerini Anma Günü" olarak kabul edilmektedir. Deniz kuvvetleri her 4 Nisan'da Nara Burnu açıklarında denize çelenk bırakarak kahramanları anar.

AZ BİLİNENLER

Olayın büyüklüğü ve dramatik yapısı, zamanla hakkında bazı yanlış bilinenlerin doğmasına ve ilginç detayların unutulmasına yol açtı:

  • "İsimdeki Lanet": Türk denizcilik tarihinde "Dumlupınar" adı verilen 3 farklı denizaltı olmuştur ve inanılmaz bir tesadüfle üçü de kaza yapmıştır! 1931'de İtalyan yapımı ilk Dumlupınar Haydarpaşa'da bir gaz tankeriyle çarpışmış (can kaybı olmadı), 1953'teki bu büyük facia yaşanmış, daha sonra alınan başka bir denizaltı da yine kaza geçirmiştir. Bu uğursuzluk algısı nedeniyle Türk Deniz Kuvvetleri bir daha hiçbir gemiye "Dumlupınar" adını vermemiştir.
  • "Ah Bir Ataş Ver" Türküsü Efsanesi: Birçok insan meşhur "Ah Bir Ataş Ver" türküsünün Dumlupınar denizaltısında oksijeni biten askerlerin sigara yakma isteği üzerine o an yazıldığını veya onlara ithaf edildiğini düşünür. Oysa bu türkü çok daha eski tarihlere dayanan anonim bir Ege türküsüdür. Ancak facianın ardından halkın zihninde ve kalbinde bu olayla o kadar bütünleşmiştir ki artık Dumlupınar'ın gayriresmi ağıtı haline gelmiştir.
  • Zamana Karşı Dalan Kahraman: Kurtarma çalışmalarında Astsubay Nurettin Ersoy, arkadaşlarına ulaşabilmek için o dönem imkansız denilen bir derinliğe (80 metreye) dalmış, basınç nedeniyle bayılınca yukarı çekilerek 15 saat basınç odasında kalıp hayata döndürülmüştür.

Dumlupınar, imkansızlıkların, doğa şartlarının ve çaresizliğin gölgesinde kalmış; ama vatan sevgisinin ve teslimiyetin en büyük anıtı olarak tarihe geçmiştir.

Muhabir: Barış Berkant Oğuz