ZİLSİZ EĞİTİM Mİ, SESSİZ EĞİTİM Mİ, EĞİTİME NE SAĞLAYACAK ?

Yeni eğitim yılı 8 Eylül’de başlıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayımladığı genelgeye göre bu yıl öğrencileri iki radikal değişiklik bekliyor: “zilsiz okul” uygulaması ve ilk dersin “Yeşil Vatan” temasıyla işlenmesi. Peki bu kararlar gerçekten eğitimin sorunlarını çözecek mi, yoksa yalnızca vitrine mi oynuyoruz?

Abone Ol

Bakanlık, öğrencilerin sorumluluk bilincini geliştirmek için bazı okullarda zili kaldırıyor. Yani çocuklar, derse girip çıkmayı kendi iç disipliniyle öğrenecek. Güzel fikir gibi duruyor ama soruyorum: Sorumluluk bilincini geliştirecek olan şey zilin sesi midir? Yoksa eğitimin içeriği, öğretmenin rehberliği, ailenin rolü mü?

Türkiye’nin eğitim sistemi sınav baskısı, müfredat tartışmaları ve öğretmen açığıyla boğuşurken, çözümü zilde aramak bana biraz “makyaj düzenleme” gibi geliyor.

İlk dersin teması bu yıl “Orman Yangınlarına Karşı Yeşil Vatanı Korumak”. Çocuklara fidan diktirecek, orman temizleteceğiz. Güzel… Ama şu soruyu da soralım: Çocuklara “Yeşil Vatan” sevgisini aşılıyoruz da, aynı ülkenin ormanları imara açılırken, kıyıları betonla kaplanırken, doğa talan edilirken bu ders ne kadar inandırıcı olacak?

Eğer devletin politikaları doğa sevgisiyle uyumlu olmazsa, çocukların derslerde öğrendikleri, hayatın gerçekleriyle çelişecek. Bu durumda da eğitim, “çelişkiler dersi” olmaktan öteye gidemeyecek.

Bir diğer düzenleme cep telefonu yasağı. Öğrenciler zaten telefonsuzdu, şimdi öğretmenler de derste telefon kullanamayacak. Dijital bağımlılıkla mücadele gerekçesiyle kulağa hoş geliyor. Ama unutmayalım: Bugün dijital dünya, aynı zamanda eğitimin bir parçası. Kaynaklara ulaşmak, araştırma yapmak, dil öğrenmek artık cep telefonundan geçiyor. Yasak koymak, sorun çözmekten çok sorunu ertelemek değil mi?

Okullarda yeniden forma zorunlu hale geliyor. “Velilere yük olmasın” deniyor ama biliyoruz ki çoğu zaman tam tersi oluyor. Fiyatlar denetlenecek dense de pratikte farklı tablolarla karşılaşıyoruz.

Ayrıca Bakanlık dışında hiçbir ek kaynak kullanılmayacak. Öğrencilerin farklı yayınlarla ufkunu genişletmesi engellenmiş oluyor. Eğitimde eşitlik adına atılan bu adım, aslında tek tipçiliğin başka bir versiyonuna dönüşme riski taşıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yılki adımları, kulağa hoş gelen ama derinliği tartışmalı düzenlemeler gibi görünüyor. Zili susturmakla sorumluluk bilinci gelişmez; bir gün “Yeşil Vatan” dersi işleyip ertesi gün doğayı talan edersek çocuklara samimiyet aşılayamayız; telefon yasaklamak yerine doğru kullanımını öğretmeliyiz; forma giydirmekle eşitlik sağlanmaz.

Türkiye’nin eğitim sistemi derin sorunlar yaşıyor. Çözüm, vitrin düzenlemelerinde değil; nitelikli eğitimde, öğretmene verilen değerde ve çocuklara gerçekten ufuk açacak bir müfredatta gizli.