YANGINDA KALAN SESLER: ANKARA’NIN PİYANOLARI

Abone Ol

1916 yazında Ankara yanarken, yalnızca evler, dükkânlar, hanlar kül olmadı.

O yangında sesler de yandı.

Alevler Yahudi mahallesine doğru yürürken, insanlar can havliyle kapı önlerine eşyalarını yığıyordu. Sandıklar, kumaşlar, aynalar… Ve piyanolar. Evet, piyanolar. Ankara gibi bir taşra kentinde, herkesin gözüne yabancı, ama o evlerin iç dünyasında alışıldık olan o siyah, ağır, Batılı nesneler.

Tanıklıklara göre, yangından çıkarılan piyanolar bir alanda yan yana dizildi. Kim bilir, belki bir meydanda, belki boş bir arsa üzerinde… Kurtarılmışlardı. En azından öyle sanılıyordu. Sonra rüzgâr yön değiştirdi. Kıvılcımlar sıçradı. Yanık bir kiriş düştü. Ve o piyanolar da yandı.

Bu sahne, resmî yangın raporlarında yoktur. Defterlere “piyano” diye bir kalem düşülmedi. Ama Ankara’yı yaşayanların belleğinde bu sahne dolaşır durur. Çünkü piyano sıradan bir eşya değildi. Taşınması zordu, kurtarılması zahmetliydi. İnsanlar boşuna sürüklemedi onu yangının içinden.

1916 Ankara’sında piyano, Müslüman mahallelerin eşyası değildi. Bu bir yargı değil, dönemin sosyolojisidir. O yıllarda Ankara’da piyano denildiğinde, adres belliydi: Musevi evleri. Ticaretle uğraşan, Avrupa’yla temas kurmuş, çocuklarını Fransızca okutan, evinde Batı müziğine yer açmış ailelerin evleri… Piyano, o evlerde bir lüks değil, bir hayat parçasıydı.

Bu yüzden yangında piyanoların kurtarılmaya çalışılması şaşırtıcı değildir. İnsan, en çok neye tutunuyorsa onu taşır. Kimi sandığını alır, kimi defterini, kimi çocuğunun elinden tutar. Kimi de sesini… Piyano, o evler için sadece bir müzik aleti değil, geçmişle gelecek arasında kurulmuş bir köprüydü.

Sonra o köprü yandı.

Yanan yalnızca ahşap kasalar, teller, tuşlar değildi. Ankara’nın erken modernleşme denemelerinden biri, alevlerin içinde sustu. O piyanolardan birinin başında kim bilir kaç çocuk ilk notayı öğrenmişti. Kaç evde akşamüstleri kapılar kapanıp sessizce bir melodi dolaşmıştı. Yangın, bütün bunları da aldı.

Bugün Ankara’da 1916 Yangını konuşulurken hep dükkânlar, hanlar, ekonomik kayıp anlatılır. Ama yanan sesler pek hatırlanmaz. Oysa kent belleği bazen en çok, susturulan şeylerden okunur.

Ankara’nın piyanoları yandı.

Ve o gün, şehir yalnızca evlerini değil, içindeki ince bir sesi de kaybetti.