Üst Ego (Süperego)

Abone Ol

Sigmund Freud’un yapısal kişilik kuramına göre insan psikolojisi üç temel yapıdan oluşur: id, ego ve süperego. İd, bireyin dürtüsel ve ilkel yönünü temsil ederken; ego gerçeklik ilkesine göre denge kurmaya çalışır. Süperego ise bireyin içselleştirdiği toplumsal kuralların, ahlaki değerlerin ve “nasıl olunmalı” beklentilerinin sesidir. Başka bir ifadeyle süperego, insanın içindeki yargıçtır.

Süperego, bireyin davranışlarını düzenleyici bir işlev görse de, aşırı baskın olduğunda duyguların sağlıklı biçimde fark edilmesini ve ifade edilmesini zorlaştırır. Bu durumda kişi ne hissettiğini bilse bile, bunu dile getirmekten kaçınır. Çünkü süperego, duygunun kendisini değil, o duygunun “uygunluğunu” denetler.

İnsanlar çoğu zaman “bunu hissediyorum” demek yerine başka yollara başvurur. Bu dolaylı yollar, bastırılan duyguların davranışa dönüşmüş halidir. Örneğin kişi öfkelidir; ancak öfkenin kabul edilemez olduğunu düşündüğü için doğrudan ifade etmek yerine eleştirel bir dile yönelir. Kimi zaman susar, geri çekilir ya da iletişimi keser. Bazı bireyler kontrol etme ihtiyacını artırır; çevresini, ilişkilerini ya da durumları sıkı biçimde denetlemeye çalışır. Suçlama, başkalarını hedef alma ya da her şeyi mantık çerçevesine oturtma çabası da bu sürecin bir parçasıdır.

Bu davranışların arkasında çoğu zaman süperegonun fısıldadığı içsel cümleler yer alır:
“Bunu hissetmemeliyim.”
“Zayıf görünmemeliyim.”
“Bu duygu ayıp, yanlış ya da uygun değil.”

Bu iç ses, bireyin duygusunu bastırmasına neden olurken bastırılan duygu ortadan kalkmaz; yalnızca biçim değiştirir. İfade edilemeyen duygu, bedensel tepkilerle, ilişkisel çatışmalarla ya da kronik bir huzursuzluk haliyle kendini gösterebilir. Freud’a göre bastırma, kısa vadede bireyi rahatlatsa da uzun vadede psikolojik gerilimi artıran bir savunma mekanizmasıdır.

Süperegonun baskın olduğu bireylerde, duygular çoğu zaman “yaşanması gereken” değil, “kontrol edilmesi gereken” bir tehdit olarak algılanır. Bu nedenle kişi hissettiğini söylemek yerine mantıklaştırır, durumu akıl yoluyla açıklamaya çalışır ya da kendisini duygudan uzaklaştırır. Oysa duygular bastırıldığında yok olmaz; yalnızca daha karmaşık ve dolaylı yollarla ortaya çıkar.

Sonuç olarak; süperego bireyin toplumsal uyumunu sağlamak için gerekli bir yapı olsa da, duygusal farkındalığın önüne geçtiğinde bireyin kendisiyle olan temasını zayıflatır. Sağlıklı bir psikolojik denge, süperegonun rehberlik ettiği ancak duyguların inkar edilmediği bir içsel düzenle mümkündür.

“Bunu hissediyorum” diyebilmek zayıflık değil; aksine ruhsal bütünlüğün bir göstergesidir.