Bugün Uğur Mumcu Parkı’ndaydım.
Kalabalığın içinden bir ses yükseldi önce.
Yalnızca bir ses değildi bu; yıllardır içimizde biriken bir cümleydi:
“Vurulduk ey halkım…”
Söz, anıtın önünde durmadı; sokaklara taştı, duvarlara çarptı, hafızaya kazındı. Ardından bir başka cümle tutundu havaya:
“Gazetecilik suç değildir!”
Bir slogan gibi değil, bir hatırlatma gibi söylendi. Kalem tutmanın bedelini bilenlerin, gerçeğe dokunmuş olanların sesiyle.
Anma, Ali Seçkiner Alıcı ve Turhan Alıcı kardeşlerin söylediği “Yiğidim Aslanım Burada Yatıyor” ile başladı.
Şarkı söylenmedi; parkın kalbine bırakıldı.
İnsanlar susarak eşlik etti. Kimi başını eğdi, kimi gözlerini kapattı.
O an müzik, zamana karşı bir direnişe dönüştü.
Uğur Mumcu’nun adı, notaların arasından geçerek bugüne taşındı.
Özgür Özel ve beraberindeki heyet anıtın önüne geldi.
Karanfiller bırakıldı, mumlar yakıldı.
Mansur Yavaş, Erdal Beşikçioğlu, Hüseyin Can Güner, Aylin Nazlıaka, Veli Gündüz Şahin…
Hepsi aynı noktada, aynı sessizlikte durdu.
Rüzgar mum alevlerini titretti; sessizlik büyüdü.
Söylenmeyen cümleler, söylenenlerden daha ağırdı.
Bugün Uğur Mumcu Parkı’nda yalnızca bir gazeteci anılmadı.
Gerçeğin peşinden gitmenin bedelini bilen bir hafıza diri tutuldu.
Mumlar söndüğünde bile sözler kaldı.
Çünkü bazı cümleler ateşten yapılır; rüzgarla da, zamanla da sönmez.
Ve bazı isimler takvimle sınırlı değildir.
Uğur Mumcu, bugün de buradaydı.
FOTOĞRAF/KAYNAK: AYCAN AYYILDIZ