Hayatın birçok döneminde çevremizdeki insanları mutlu etmek için çaba gösteririz. Bu, insani ilişkilerin doğal bir parçasıdır. Ancak bazen bu çaba öyle bir noktaya ulaşır ki, başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışırken kendi ihtiyaçlarımızı, duygularımızı ve hatta kimliğimizi geri plana atarız. İşte o zaman memnun etme isteği, bir erdem olmaktan çıkıp görünmez bir yük haline gelir.
İnsanları memnun etmeye çalışan kişiler çoğu zaman iyi niyetlidir. Kimseyi kırmak istemez, çatışmalardan kaçınır ve çevresindekilerin sevgisini kaybetmekten korkarlar. Bu nedenle “hayır” demeleri gereken yerde “evet” der, istemedikleri sorumlulukları üstlenir, kendi sınırlarını sürekli ihlal ederler. Dışarıdan bakıldığında fedakâr ve uyumlu görünseler de iç dünyalarında büyük bir yorgunluk taşırlar.
Çünkü insanları memnun etmeye çalışmanın en büyük bedeli, kişinin kendisini ihmal etmesidir. Sürekli başkalarının ne düşündüğünü önemseyen biri, zamanla kendi düşüncelerini duyamaz hale gelir. Kendi istekleri, hayalleri ve ihtiyaçları arka plana itilir. Bir noktadan sonra kişi, “Ben ne istiyorum?” sorusuna cevap vermekte zorlanır. Çünkü yıllardır başkalarının beklentilerine göre yaşamaktadır.
Bu durumun temelinde çoğu zaman kabul görme arzusu yatar. İnsan, sevildiğini ve değerli olduğunu hissetmek ister. Fakat sevgi, sürekli fedakârlık yaparak veya herkesi mutlu ederek kazanılan bir ödül değildir. Gerçek sevgi; kişinin sınırlarıyla, eksikleriyle ve olduğu haliyle kabul edilmesidir. Kendini sürekli kanıtlamak zorunda hisseden biri ise bu gerçeği fark etmekte güçlük çekebilir.
Ne yazık ki herkesi memnun etmek mümkün değildir. İnsanların beklentileri farklıdır, düşünceleri değişkendir ve bazen ne yaparsanız yapın eleştirilebilirsiniz. Bu nedenle herkesi mutlu etmeye çalışmak, sonu olmayan bir yolculuğa benzer. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, birileri daima daha fazlasını isteyecektir.
Oysa sağlıklı ilişkilerin temelinde karşılıklı saygı vardır. Kendi sınırlarını koruyabilen, gerektiğinde “hayır” diyebilen ve kendi ihtiyaçlarını da önemseyen insanlar daha dengeli ilişkiler kurarlar. Çünkü başkalarına verebilmenin yolu, önce kendini tüketmemekten geçer.
Belki de hayatın en önemli derslerinden biri şudur: Herkesi memnun etmeye çalışmak yerine, önce kendinle barışmayı öğrenmek. Çünkü insan, kendini kaybettiği bir yolculukta kimseyi gerçekten mutlu edemez. Kendi sesini duymaktan vazgeçtiğinde, başkalarının alkışları da bir süre sonra anlamını yitirir.
Unutulmamalıdır ki, herkes tarafından sevilmek bir başarı değildir. Asıl başarı, kendinden vazgeçmeden sevebilmek ve sevilmektir. Bazen bir “hayır”, kişinin kendisine söylediği en değerli “evet” olabilir.