TOPLU KONUT HİKÂYESİ – TOKİ’NİN YÜKSELİŞİ VE TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM

Abone Ol

Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), 1984 yılında dar gelirli vatandaşlara konut sağlama amacıyla kurulduğunda, dönemin neoliberal rüzgârları henüz Türkiye'de yeni yeni esmeye başlamıştı. 24 Ocak kararları ile çerçevesi çizilen ve 1980 darbesiyle uygulama alanı bulan ekonomik düzenin, konut politikalarındaki ilk ciddi kurumsal karşılığıydı TOKİ. Kuruluşu, sosyal devletin “barınma hakkı” sorumluluğunu kurumsallaştırma çabası olarak okunabilirdi. Ancak zaman içinde bu kurum, yalnızca bir “konut üreticisi” değil, aynı zamanda yeni bir toplumsal yaşam biçiminin mimarı, kent estetiğinin dönüştürücüsü, hatta sınıfsal aidiyetlerin belirleyicisi hâline geldi.

1980’LER: UMUTLU BAŞLANGIÇ

İlk yıllarında TOKİ, daha çok kooperatif destekleme fonksiyonuyla ön plana çıktı. Kırsaldan kente göçün hızlandığı, gecekondu alanlarının patladığı bir dönemde, devletin konut üretiminde doğrudan rol alması, toplumsal barış için de bir ihtiyaçtı. Ancak bu erken dönem, yapısal sorunlarla maluldü: Arsa üretimi yetersizdi, yerel yönetimlerle ilişkiler zayıftı, mali kaynaklar sınırlıydı.

1990’LAR: YÖNETİM BUNALIMI VE PASİFLEŞME

1990’lar, Türkiye’de kamu kurumlarının büyük bir kısmı için çalkantılı bir dönemdi. TOKİ de bu türbülanstan nasibini aldı. Hem ekonomik krizler hem de merkezi-yerel çekişmeler, TOKİ’nin üretkenliğini azalttı. Bu dönemde TOKİ, daha çok düşük profilli, kooperatif destekleri ve sosyal yardımlar üzerinden varlığını sürdürdü. Ancak esas kırılma, 2002 sonrası dönemde yaşanacaktı.

2002 SONRASI: ŞANTİYE DEVLETİN YÜKSELİŞİ

AKP iktidarıyla birlikte TOKİ adeta bir “mega aktör”e dönüştü. 2003 yılında çıkarılan “Toplu Konut Yasası” ile TOKİ, başbakanlığa bağlı özerk bir kurum olarak yapılandırıldı. Artık ruhsat almadan, imar planına tâbi olmadan yapı yapabiliyor, kamusal alanlar üzerinde büyük bir tasarruf gücüne sahip oluyordu. TOKİ, sadece bir konut üretim kurumu değil, aynı zamanda bir şehir üretim makinesi hâline gelmişti. Bu dönemde üretilen devasa konut stoklarıyla TOKİ, konut piyasasının fiyat belirleyicisi konumuna erişti. Ancak bu büyüme yalnızca nicel değil, aynı zamanda ideolojikti.

TOKİ projeleriyle birlikte bir “orta sınıf dindar yaşam formu” kurgulanmaya başlandı. Cami, okul, AVM ve TOKİ konutundan oluşan yerleşkeler, neoliberal muhafazakâr yaşam düzeninin mekânsal temsili olarak şekillendi. Apartmanların isimleri bile bu ideolojinin izdüşümünü taşıyordu: “Şafak Evleri”, “Huzur Sitesi”, “Vadi Konakları”…

ELEŞTİRİLER: TOPLUMSAL VE MİMARİ BİR TEKTİPLEŞME

TOKİ’ye yönelik eleştirilerin başında mimari estetik yoksunluğu gelir. Modernist bloklaşma, yatay mimari yerine dikey beton yığınları, doğal dokuya müdahale, kentsel kimliklerin silinmesi, hepsi TOKİ’nin müdahale ettiği alanlarda sıkça görülen sorunlardır. Üstelik TOKİ projeleri çoğu zaman kent merkezlerinden uzak, ulaşım altyapısı yetersiz, sosyal donatı alanları eksik alanlara inşa edildi. Bu durum, yeni bir “kentsel dışlanma” biçimini doğurdu.

Toplumsal açıdan ise TOKİ, alt gelir gruplarını konut sahibi yapma iddiasını sürdürse de, zamanla bu hedefin uzağına düştü. Artan maliyetler, kura sistemleri, ödeme planları dar gelirlinin erişimini zorlaştırdı. TOKİ, sosyal konuttan ziyade “uygun fiyatlı yatırım aracı” üreticisine dönüştü. Ayrıca afet sonrası konut üretimi süreçlerinde (Van, Elazığ, Hatay) TOKİ’nin standartlaştırılmış modelleri, bölgesel mimariye ve kültüre yabancı, hızlı ama ruhsuz çözümler olarak öne çıktı.

YENİ TOKİ: KİMLİKSİZLİK Mİ, YENİ BİR REJİMİN MEKÂNI MI?

Son yıllarda TOKİ, şehir hastaneleri, kamu binaları ve devasa camiler gibi altyapı projelerinde de aktif rol alarak klasik konut üretiminin ötesine geçti. Bu genişleme, TOKİ’nin artık sadece barınma değil, “yaşam biçimi tasarımı” yaptığını ortaya koyuyor. Ancak bu tasarımda çeşitlilik, katılımcılık ya da yerel değerlere saygı yok; aksine merkeziyetçi, otoriter ve tek tipleştirici bir yapı var.

TOKİ binalarına taşınanların çoğu, başka çareleri kalmadığı için oraya gidenler. Bu zorunluluk hali, konutu bir özgürleşme alanı olmaktan çıkarıp, bir mecburiyet mekânına dönüştürüyor. TOKİ, bugün için bir "ev sahibi olma" fırsatı olmaktan çok, "kamusal alanların el değiştirmesi" sürecinin bir aracı olarak işlev görüyor.

SONUÇ YERİNE: GÖKYÜZÜNE BAKMAK ZORLAŞTI

Bugün Türkiye’de TOKİ'nin ürettiği milyonlarca konut, sadece barınma alanları değil, aynı zamanda yeni bir ideolojik ve sınıfsal mimarinin tezahürüdür. TOKİ, bir inşaat idaresi değil, bir toplumsal mühendislik projesidir artık. Kent yoksullarını gökdelen bloklara sıkıştırırken, yeşil alanları AVM'lere, okul bahçelerini cami inşaatlarına, sahil kıyılarını lüks projelere dönüştürmekte, mekân üzerinden siyaset üretmektedir. Bu yüzden TOKİ’nin hikâyesi, yalnızca inşaat sektörünün değil, aynı zamanda demokrasinin, eşitliğin ve estetiğin de hikâyesidir.

Ve ne yazık ki TOKİ mahallesine taşınan çocuklar için yıldızları görebilmek artık hayal…