TAHTIN ALTIN GÖLGESİ: ALİ HAMANEY VE DİN ADINA BİRİKTİRİLEN SERVET

Abone Ol

Bir ülkede yoksulluk kader, zenginlik ise kutsallıkla örtülüyorsa orada artık din konuşulmuyordur; iktidar konuşuyordur. Bugün İran’da yaşanan tam olarak budur. Ve bu tablonun merkezinde Ali Hamaney vardır.
Yıllardır aynı hikâye anlatılıyor: “Mütevazı bir yaşam süren, dünyaya sırtını dönmüş bir rehber.” Oysa bu masal, gerçek hayatın sert duvarına çarpıp paramparça oluyor. Çünkü bu ülkede açlık var, işsizlik var, gençlerin gelecek umudu yok. Ama aynı ülkede, dini liderin ailesiyle iç içe geçmiş devasa bir ekonomik imparatorluk da var.
Burada meseleyi doğru adlandırmak gerekir. Sorun, bir insanın zengin olması değildir. Sorun, din adına konuşan bir otoritenin, hesap vermeden, denetlenmeden, kamusal kaynakları özel bir hanedana dönüştürmesidir. Sorun, “Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi” iddiasıyla konuşan bir yapının, dünyanın en dünyevi iştahlarıyla hareket etmesidir.
İran’da kimse Ali Hamaney’in banka hesaplarını bilmiyor. Çünkü bilinemiyor. Şeffaflık yok, hesap yok, denetim yok. Ama bilinen bir şey var: Hamaney’e doğrudan bağlı vakıflar, kurumlar ve ekonomik yapılar; gayrimenkulden bankacılığa, sanayiden dış ticarete kadar ülke ekonomisinin kilit damarlarını tutuyor. Bu, sıradan bir “etki” değil; fiilî mülkiyet düzeyinde bir güç.
Daha da rahatsız edici olan şu: Bu düzen artık tek kişilik değil, ailesel bir yapıya dönüşmüş durumda. Oğullar, akrabalar, yakın çevre… Her biri sistemin içinde, her biri büyük paraların çevresinde. Bu tablo bize bir şey söylüyor: İran’da dinî liderlik, zamanla teokratik bir hanedanlığa evrilmiştir.
Burada durup şu soruyu sormak gerekiyor — ama cevabı çoktan belli:
Bir ülkede din adamları milyar dolarlık varlıkları kontrol ediyorsa, o din artık ahlak üretmez, sadece itaat üretir.
Bu düzenin ahlaki bir savunması yoktur. “Bu mallar kamu yararına kullanılıyor” deniyor. Peki kim denetliyor? Kim hesap soruyor? Hangi halk temsilcisi bu kasaların kapağını açabiliyor? Cevap yine aynı: Hiç kimse.
İşte tam da bu yüzden bu mesele sadece İran’ın iç meselesi değildir. Bu, dinin iktidarla evlendiğinde nasıl çürüdüğünün canlı bir örneğidir. Dinin yoksulluğu yüceltip, zenginliği perde arkasında biriktirmesi; en eski, en kirli iktidar numaralarından biridir.
İran sokaklarında “ekmek” diye bağıran gençlerle, Tahran’ın görünmeyen kulelerinde biriken servetler arasındaki uçurum; tesadüf değildir. Bu uçurum bilinçli olarak yaratılmıştır. Çünkü yoksul halk, sorgulamaz; zengin hanedan sorgulanmak istemez.

Bugün Ali Hamaney ve ailesiyle ilgili tartışma, bir kişi tartışması değildir. Bu, din adına kurulan ekonomik saltanatın tartışmasıdır. Ve bu saltanat ne kadar kutsal kelimelerle süslenirse süslensin, özünde son derece dünyevidir.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Allah adına konuşup, dünya malını bu ölçekte biriktiren her yapı; Allah’ı değil, iktidarı temsil eder.
Ve iktidar, kutsal kisveye büründüğünde her zaman daha tehlikelidir.