"Suça Sürüklenen Çocuk”

Abone Ol

Bu ülkede çocuklar öldürülüyor.
Üstelik çoğu zaman onları öldürenler de çocuk yaşta ya da yaşça çok büyük olmayan kişiler. Ve her defasında karşımıza aynı cümle çıkarılıyor: “Suça sürüklenen çocuk.”

Bu ifade bir gerçeği anlatmıyor; tam tersine gerçeği örtüyor.
Sorumluluğu buharlaştıran, suçu hafifleten, adaletsizliği normalleştiren bir masal bu.

Atlas Çağlayan, Ahmet Minguzzi, Hakan Çakır, Ata Emre Akman, Berkay Melikoğlu, Alperen Ömer Toprak…
Bu isimler yalnızca birer istatistik değil. Hepsi yarım kalan hayatlar, tamamlanamayan çocukluklar. Ve biliyoruz ki mesele bu birkaç isimle sınırlı değil. Niceleri var ve olmaya da devam ediyor.

Ortada tertemiz çocukların öldürülmesi var.
Ortada “nasıl olsa yatar çıkarım” rahatlığıyla işlenen suçlar var.
Ortada cezasızlık algısıyla büyüyen bir düzen var.

Fail çocuk olduğunda, adaletin dili değişiyor.
“İyi hal”, “tahrik”, “indirime gidildi” cümleleri peş peşe diziliyor. Cezaevinden aflarla çıkanlar, kısa süre sonra yeniden aramızda dolaşıyor. Oysa mağdurun geri dönüşü yok. Ölen çocuk geri gelmiyor.

Sormak gerekiyor:
Bizim ülkemiz dışında, çocukların öldürüldüğü bu kadar ağır suçlarda bu kadar kısa süre yatıp çıkılabilen kaç ülke var?
Hangi ülkede cezasızlığa güvenerek suç işleniyor?

Bu yaşananlar münferit değil.
Bu yaşananlar tesadüf değil.
Bu, adaletsizliğin sistem haline geldiği bir ülkenin tablosu.

Cezasızlık varsa suç artar.
Adalet yoksa güvenlik olmaz.

Bugün “suça sürüklenen çocuk” diyerek üzeri örtülen her dosya, yarının yeni mağdurlarını yaratıyor. Bu düzen değişmedikçe hiçbir çocuk güvende değil. Ne sokakta, ne okulda, ne evinin önünde.

Soru çok net ve çok ağır:
Bir düzenleme yapılması için daha kaç çocuğun ölmesi gerekiyor?

Unutmayacağız.
Alışmayacağız.
Susmayacağız.

Çünkü adalet talebi bir lüks değil, yaşamak isteyen herkesin hakkıdır.