Böyle bir yazı yazmak zorunda kaldığım için çok üzgünüm.
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın son konuşması, toplumda büyük şaşkınlık yarattı. Hatay’da yaptığı bu konuşma, tam anlamıyla sözün bittiği noktaya getirdi. İktidardan yana, muhalefetten yana bir tek Allah’ın kulu da, duyduklarına inanamadı.
6 Şubat depremlerinin yıldönümüne iki gün kala, acılar tazelenip yürekler dağlanırken, Erdoğan, Ak Parti’nin Hatay’da belediye başkan adaylarının tanıtım toplantısı’nda şöyle diyor:
“Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, mahzun kaldı.”
Erdoğan, aynı konuşmasına şunları ekliyor:
“Şu anda Hatay’daki mevcut yerel yönetim, maalesef şu deprem olayından sonra ‘bad-el harab-ül Basra’ oldu. Nerede belediye başkanı? Yok. İşte şimdi, 31 Mart akşamı yeni bir dönemi, ben inanıyorum ki Mehmet Öntürk kardeşim ve ekibiyle ayağa kaldıracaktır.” (Arapça cümlenin Türkçesi “Basra harap olduktan sonra”. “İş işten geçtikten sonra” anlamına geliyor)
Açıkça diyor ki; “Hatay Belediyesi muhalefet partisinden olduğu için 6 Şubat depremlerinde merkezi yönetim olarak yeterince el uzatmadık, Hatay sahipsiz kaldı, harab oldu. Önümüzdeki 31 Mart yerel seçimlerinde Ak Parti’li adaylara oy verin ki, el ele verip Hatay’ı yeniden ayağa kaldıralım!”
Deprem felaketinin yıktığı 11 ilin 10’unun belediyesi Ak Partili, bir tek Hatay muhalefette. Üstelik geçtiğimiz Mayıs seçimlerinde deprem bölgesindeki tüm illerde olduğu gibi Hatay’da da Ak Parti üstün başarı sağladı, zaten muhalefetin darmadağın olduğu bu süreçte 31 Mart yerel seçimleri için bu ağır itiraf ve şantajın anlamı nedir?
Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri bana, büyük çoğunlukla kazandığı 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden sonra belediye başkanları ile yaptığı toplantıdaki konuşmasını hatırlattı. Televizyon ekranlarında canlı olarak izlemiş, dinlemiştim, şöyle diyordu:
“Öyle seçimi kazandım, artık parti rozetimi çıkarıyorum, herkese eşit hizmet edeceğim, demeyeceksiniz, sizleri bu koltuklara Ak Partililer oturttu, öncelikle Ak Partililere hizmet edeceksiniz.”
İşte o tarihlerden bu yana adım adım sürüklendiğimiz Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin devletimizi getirdiği son nokta burası.
Yıllardır “Bütün dünya üzerimize geliyor, kurtuluş savaşından daha büyük bir savaş veriyoruz” söylemleri ile bizi korkuttular, devletin beka sorunu olduğunu öne sürdüler, “Ben gidersem devlet yıkılır” dediler, “Şeriattan, hilafetten” söz ettiler, hepsini de kanıksadık ama, deprem felaketi üzerinden oluşturulan bu siyaset, yenilir yutulur gibi değil.
Seçildikten sonra 85 milyonun Cumhurbaşkanı olması gereken, üstelik tarafsızlık yemini eden Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu itirafları, belki partisinin önümüzdeki seçimleri kazanmasını da sağlar ama, toplumda yaratılan kırgınlıklar, ayrışmalar, acılar sertleşerek devam eder, geleceğimizi karartır diye korkuyorum.
Nitekim yaratılan bu gerginliklerin sıkıntısını, 6 Şubat Salı günü deprem bölgesindeki anma toplantıları sırasında açıkça görüyor ve üzülüyoruz. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile Hatay Belediye Başkanı Lütfi Savaş, anma etkinliklerine katılan kalabalıklar tarafından yuhalanıyorlar, protesto ediliyorlar. Bununla da bitmiyor, öğle saatlerinde İstanbul Çağlayan adliyesinde silahlı çatışma olduğu haberi duyuluyor, iki polisimiz yaralı, iki saldırgan etkisisiz hale getirilmiş.
Siyasetçiler, bugünü kurtarmak için değil geleceğimizi aydınlatmak için projeler ütermelidirler.