Tam 106 yıl önce bugün, Osmanlı İmparatorluğu’nun son parlamentosu olan Meclis-i Mebusan resmen kapatıldı. İstanbul’un işgaliyle başlayan ve mısraları kanla yazılan bu süreç, aslında bir imparatorluğun başkentindeki ışıkların sönmesi değil; Anadolu’nun kalbinde, Ankara’da yeni bir güneşin doğuşunun habercisiydi.
MİSAK-I MİLLİ VE İNGİLİZ ÖFKESİ
12 Ocak 1920’de İstanbul’da toplanan son Meclis-i Mebusan, aslında İtilaf Devletleri için "uysal bir parlamento" olması ümidiyle açılmıştı. Ancak hesap çarşıya uymadı.
- Tarihi Manifesto: Meclis, 28 Ocak 1920’de gizli bir oturumda Misak-ı Millî’yi (Ulusal Antant) kabul etti. Bu, Türk vatanının sınırlarını çizen ve tam bağımsızlığı haykıran bir meydan okumaydı.
- İşgal Kararı: Anadolu’daki direnişin sesinin İstanbul’un göbeğinde, meclis çatısı altında yankılanması üzerine İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal etti. İngiliz askerleri Şehzadebaşı Karakolu’nu basarak askerlerimizi şehit etti ve ardından doğrudan meclis binasını hedef aldı.
MECLİS BASKINI VE FESİH
16 Mart sabahı denizden ve karadan kuşatılan İstanbul’da, Meclis-i Mebusan artık bir hedef tahtasıydı.
- Süngülerin Gölgesinde: 18 Mart 1920’de meclis son kez toplandı. Mebuslar, hürriyetin olmadığı bir ortamda görev yapamayacaklarını belirterek çalışmalarına ara verme kararı aldılar.
- Resmi Kapanış: İşgal kuvvetlerinin baskısı altındaki Padişah Vahdettin, 11 Nisan 1920’de anayasal yetkisini kullanarak Meclis-i Mebusan’ı resmen feshetti. Bu karar, Osmanlı parlamenter sisteminin fiilen ve hukuken sonu demekti.
MEBUSLARIN AKIBETİ: YA SÜRGÜN YA ANKARA
Meclis kapandıktan sonra mebuslar için iki yol vardı: Ya İngilizler tarafından tutuklanıp sürgüne gönderilmek ya da gizlice Anadolu’ya kaçıp Milli Mücadele’ye katılmak.
|
Akıbet |
Detaylar |
|
Malta Sürgünleri |
Rauf Orbay, Kara Vasıf Bey gibi isimlerin de aralarında bulunduğu onlarca mebus tutuklanarak Malta Adası’na sürüldü. |
|
Ankara’ya Firar |
Aralarında Meclis Başkanı Celalettin Arif Bey’in de bulunduğu 100’e yakın mebus, kılık değiştirerek ve binbir zorlukla Ankara’ya ulaştı. |
|
Geri Kalanlar |
Bir kısım mebus ise İstanbul’da kalarak siyasete ara verdi veya işgal yönetimi altında düşük profilli bir yaşam sürdü. |
ANKARA'NIN MEŞRUİYET KAZANCI
Meclis-i Mebusan’ın kapatılması, ironik bir şekilde Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadele’nin elini güçlendirdi.
- Meşruiyetin Kayması: İstanbul’daki meclis dağıtılınca, milletin iradesini temsil edecek yeni bir merkeze ihtiyaç doğdu. Mustafa Kemal, 19 Mart’ta yayınladığı genelgeyle "olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin" Ankara’da toplanacağını duyurdu.
- TBMM’nin Doğuşu: 23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi, aslında kapatılan Meclis-i Mebusan’ın meşru mirasçısı olarak kuruldu. Kaçıp gelen Osmanlı mebusları, yeni meclisin doğal üyesi kabul edildi. Bu durum, Ankara hükümetinin hem halk nezdinde hem de uluslararası alanda "hukuki" bir zemin kazanmasını sağladı.
AZ BİLİNENLER
- "Kutsal Emanet Olarak Mühür": Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasından hemen önce, Meclis Başkanı Celalettin Arif Bey’in meclis mührünü yanına alarak Ankara’ya kaçırdığı rivayet edilir. Bu mühür, iradenin sadece yer değiştirdiğinin simgesel bir göstergesidir.
- Siyah Örtü Gelenekleri: Meclisin kapatıldığı gün, bazı mebusların kürsüyü siyah bir örtüyle örttüğü söylenir. Bu, yas ve protestonun sessiz bir çığlığıydı.
- İngilizlerin Şaşkınlığı: İşgalci güçler, meclisi kapatınca direnişin biteceğini sanıyordu. Ancak bu olay, Anadolu’daki birleşmeyi hızlandıran en büyük katalizör oldu. İngiliz İstihbaratı, mebusların Ankara’ya bu kadar hızlı "sızabileceğini" tahmin edememişti.
Meclis-i Mebusan’ın 11 Nisan’daki hüzünlü sonu, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı 23 Nisan’ın en büyük hazırlayıcısıydı. Tarih, başkenti işgal edilen bir milletin, iradesini bozkırın ortasına nasıl taşıdığının en büyük tanığı oldu.