SİLAHLARI YAKMAK: TARİHİN İÇİNDEN GELEN BİR VEDALAŞMA RİTÜELİ

Kendini bir süre önce resmen feshettiğini duyuran PKK, dün yapılan sembolik bir törenle yıllardır taşıdığı silahları ateşe verdi. Bir dönemin kapanışına işaret eden bu gelişme, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda kültürel ve tarihsel düzlemde de önemli bir ritüel etkisi taşıyor. Çünkü silahı ateşe atmak, sadece bir çatışma aracından vazgeçmek değil; onu kutsallaştıran düşünceyle de hesaplaşmak anlamına gelir.

Abone Ol

Kimi zaman bir gemi yakılır, kimi zaman bir kılıç. Bazen bir dönemin giysileri ve eşyaları tutuşturulur alevlere. Yakmak, yalnızca yok etmek değildir; bazen, bir geçmişle vedalaşmanın, geri dönülmezliğin ve yeni bir başlangıcın en ateşli ifadesidir.

Bugün, Türkiye’nin kırk beş yıldır süren kanamasına sebep olan PKK terörünün bir “silah yakma töreni” ile gündeme gelmesi, kendi başına elbette şüpheyle, temkinle, dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Ancak ben bu haberi ekranlarda izlerken, siyasetçilerin demeçlerinden çok, belleğin daha derin katmanlarında saklı kalan imgeler canlandı gözümde. Çünkü yakmak, insanlık tarihinde yalnızca bir imha değil, aynı zamanda bir ritüeldir. Geriye dönüşü olmayan kararların işaret fişeğidir.

Aztek topraklarında Hernán Cortés’in gemilerini yaktırması gibi... Ya zafer ya ölüm.
Japonya’da Meiji devriminden sonra samurayların kılıçlarını törenle bırakmaları gibi... Artık savaşçının devri bitmiştir.
Rönesans döneminde eski düzeni temsil eden kıyafetlerin, eşyaların meydanlarda yakılması gibi... Yeni bir çağın ateşle ilanı.
Mozambik’te iç savaş sonrası eritilen silahlardan yapılan “Barış Tahtı” gibi... Ölümün aletinden hayatın estetiği doğar.

Bugün yakılan silahların ardında, işte böyle bir çağrışım zinciri hissediyorum.
Ancak bunun anlamı ne kadar derin, ne kadar samimi, ne kadar kalıcı olacak; bu, zamanın tartısında belli olur. Çünkü Türkiye, geçmişte çok gördü: Açılım denildi, barış süreci denildi, müzakereler yapıldı; ama dağlar sessiz kalmadı, şehirler huzurla dolmadı.

Bugünkü görüntüler, politik bir performans olmanın ötesinde bir kararın başlangıcıysa eğer —o karar da yalnızca silahla değil, zihniyetle vedalaşmaysa— işte o zaman bu törenin gerçek bir anlamı olur.

Yakmak, yalnızca maddeyi değil, ona yüklenen inancı da yok etmeyi gerektirir.
Bir silahı ateşe atmak, o silahı kutsallaştıran ideolojiyi de terk etmek demektir.
Yoksa yalnızca eski tüfekleri, paslı şarjörleri yakmak, sahne arkasında yeni cephanelikler hazırlamaksa niyet, o zaman bu alevler de kısa sürede duman olur, uçar gider.

Bugün umut etme hakkımız var.
Ama geçmişin bize öğrettiği gibi, safdillik lüksümüz yok.
Yakılan sadece silah mı, yoksa geçmişin kanlı yanılsamaları mı — bunu anlamak için yalnızca ateşe değil, küle de bakmak gerekir.

Ben bugün olan bitene, tarihsel bir ritüel gözlüğüyle bakıyorum.
Çünkü yakmak, insanlık tarihinde bir dönemi kapatmak için yapılır.
Umarım bu kez gerçekten bir dönem kapanıyordur.

Çünkü bu topraklar artık, sessizliği hak ediyor.