Bazı ortamlarda insanın en çok yorulduğu şey konuşmak değil kendini “uydurmaya çalışmaktır”Herkesin birbirine benzediği, aynı tonda güldüğü, aynı hızda tepki verdiği yerlerde farklı bir ritme sahipsen önce sessizleşirsin. Bu sessizlik çoğu zaman bir geri çekilme değil; içten içe “buraya ait değilim” fark edişidir. Çünkü sahte bir uyumu sürdürememek aslında karakterin en dürüst reflekslerinden biridir.
İnsan her yere uyum sağlayamaz. Ama çoğu zaman bunu kabul etmek yerine kendini zorlamayı seçer. Daha çok güler, daha çok konuşur, daha çok “normal görünmeye” çalışır. Fakat içten içe bir şey eksilir: doğallık. Bir süre sonra kendi sesin bile yabancı gelmeye başlar. İşte o noktada sessizlik başlar. Çünkü ruh, ait olmadığı bir yerde gereksiz enerji harcamayı bırakır.
Zamanla şunu öğrenirsin: Her şeyi düzeltmek zorunda değilsin. Bazı ilişkiler, bazı ortamlar, bazı alışkanlıklar sen ne kadar uğraşırsan uğraş yerli yerine oturmaz. Sürekli kendini eğip bükerek bir şeyi “olması gereken forma” sokmaya çalışmak en sonunda seni kendinden uzaklaştırır. O yüzden bazen uğraşmayı bırakmak bir vazgeçiş değil bir koruma biçimidir. Uğraşarak düzelmeyen şeyleri bırakınca kaybetmezsin; sadece gereksiz ağırlıklardan kurtulursun.
Aslında bırakmak sandığın kadar büyük bir kayıp değildir. Bazen bir insanı, bir ortamı ya da bir düşünceyi bırakmak; kendine yeniden yer açmaktır. Çünkü bazı şeyler seninle büyümez, sen büyüdükçe küçülür. Israr ettikçe genişlemez, sadece seni daraltır.
Ve belki de en net farkındalık şudur: Her yerde uyum sağlamak zorunda değilsin. Bazı yerler senin enerjine göre değildir, bu bir eksiklik değil bir uyumsuzluk gerçeğidir. İnsan bazen bir yere ait olmadığı için değil, kendine sadık kaldığı için sessizleşir. Ve o sessizlik, çoğu zaman en gürültülü kalabalıklardan daha gerçektir.