Tam 117 yıl önce bugün (Rumi takvimle 31 Mart 1325), Osmanlı Devleti’nin kalbi İstanbul’da meşrutiyet düzenine karşı büyük bir isyan patlak verdi.
Siyasi tarihimize "31 Mart Vakası" olarak geçen bu olay, sadece bir askeri ayaklanma değil; bir imparatorluğun yönetim biçimini, padişahını ve geleceğini sonsuza dek değiştiren en kritik kırılma noktalarından biri oldu.
Demokrasi denemelerinin kanla sınandığı, Hareket Ordusu’nun Balkanlar’dan payitahta yürüdüğü ve 33 yıllık bir devrin kapandığı o fırtınalı günleri, tarihsel derinliği ve az bilinen detaylarıyla mercek altına alıyoruz.
İSYANIN AYAK SESLERİ
1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet, ülkede büyük bir özgürlük havası estirse de, kısa sürede siyasi kamplaşmaların fitilini ateşledi. İsyanın arkasında yatan temel dinamikler şunlardı:
- Siyasi Kutuplaşma: İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) ile muhalif Ahrar Fırkası arasındaki sert çekişme.
- Alaylı-Mektepli Çatışması: Orduda eğitimli (mektepli) subayların, geleneksel (alaylı) askerleri dışlaması ve disiplin altına almaya çalışması.
- Dini İstismar ve Tahrik: Derviş Vahdeti ve Volkan gazetesi etrafında toplanan İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’nin "Din elden gidiyor, şeriat isteriz!" propagandası.
- Hasan Fehmi Bey Suikastı: Muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey’in Galata Köprüsü üzerinde öldürülmesi, fitili ateşleyen son olay oldu.
KANLI GECE VE İHTİLAL
12 Nisan'ı 13 Nisan'a bağlayan gece, İstanbul’daki Taşkışla’da bulunan Avcı Taburları, subaylarını hapsederek ayaklandı.
- Meydana Yürüyüş: Binlerce asker ve onlara katılan medrese öğrencileri, Sultanahmet Meydanı'ndaki Meclis-i Mebusan binası önünde toplandı.
- Talepler: Hükümetin istifası, mektepli subayların uzaklaştırılması ve şeriat hükümlerinin tam uygulanması istendi.
- Şiddet: İsyan sırasında Adliye Nazırı Nazım Paşa ve Lazkiye Mebusu Emir Arslan Bey, yanlışlıkla İttihatçı sanılarak katledildi. İstanbul'da kontrol tamamen isyancıların eline geçti.
HAREKET ORDUSU VE BASTIRILMA
İstanbul’daki kaos haberi Selanik’e ulaştığında, İttihat ve Terakki derhal harekete geçti. Rumeli'deki birliklerden oluşan ve ismini *Mustafa Kemal Bey'in (Atatürk) verdiği Hareket Ordusu kuruldu.
- Komuta Kademesi: Ordunun başında önce Hüseyin Hüsnü Paşa, ardından Mahmut Şevket Paşa bulunuyordu. Kurmay başkanlığını ise Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal yürütüyordu (Daha sonra bu görevi Enver Bey devraldı).
- İstanbul’a Giriş: 24 Nisan’da İstanbul’a giren Hareket Ordusu, isyancıların direnişini kırarak şehre hakim oldu. Sıkıyönetim ilan edildi ve isyanın elebaşıları yargılanarak idam edildi.
BİR DEVRİN SONU
31 Mart Vakası’nın bastırılması, Osmanlı devlet yapısında sismik dalgalar yarattı.
- Padişahlık: I. Abdülhamid, isyanda parmağı olduğu gerekçesiyle tahttan indirildi ve Selanik’e sürgüne gönderildi. Yerine V. Mehmed Reşad getirildi.
- Siyasi Güç: İttihat ve Terakki Cemiyeti, devlet yönetiminde rakipsiz ve mutlak bir güç haline geldi.
- Anayasa: 1909 Anayasa değişiklikleriyle padişahın yetkileri kısıtlandı, meclisin yetkileri artırıldı (Parlamenter sisteme geçiş).
ÖNEMLİ FİGÜRLER
- II. Abdülhamid: "Ulu Hakan" mı yoksa "Kızıl Sultan" mı olduğu hala tartışılan, 33 yılın ardından tahtını kaybeden padişah.
- Mahmut Şevket Paşa: Hareket Ordusu’nun komutanı ve isyan sonrası dönemin en güçlü askeri-siyasi figürü.
- Derviş Vahdeti: İsyanın manevi lideri ve kışkırtıcısı; Volkan Gazetesi sahibi.
- Mustafa Kemal Bey: Hareket Ordusu’nun kurmay heyetinde yer alarak tarih sahnesine ilk büyük adımını atan genç subay.
AZ BİLİNENLER
- Takvim Karışıklığı: Olayın adı "31 Mart" olmasına rağmen bugün 13 Nisan'da anılmasının sebebi, Osmanlı'da kullanılan Rumi takvim ile Miladi takvim arasındaki 13 günlük farktır.
- İlk Havacı Şehitler: İsyanın bastırılması sırasında hava araçları keşif amaçlı kullanılmış, bu da Türk askeri havacılık tarihindeki ilk operasyonel deneyimlerden biri olmuştur.
- Abide-i Hürriyet: İstanbul’un Şişli semtinde bulunan bu dev anıt, 31 Mart Vakası’nda şehit olan Hareket Ordusu askerlerinin anısına yapılmıştır ve İstanbul’un Osmanlı döneminde yapılmış ilk "ulusal" anıtıdır.
- Abdülhamid’in Direnmemesi: II. Abdülhamid’in, kendisine bağlı olan Birinci Ordu’yu Hareket Ordusu’na karşı kullanmaması ve "Müslüman kanı dökülmesin" diyerek teslimiyeti kabul etmesi, tarihçiler arasında hala en çok tartışılan konulardan biridir.
31 Mart Vakası, üzerinden bir asırdan fazla zaman geçse de Türkiye'nin modernleşme sancılarını ve ordu-siyaset ilişkisini anlamak için en temel laboratuvar olma özelliğini koruyor.