Mustafa Kemal’in İlk Entelektüel İsyanı
Bir okul düşünün… Katı kurallar, sert komutanlar, bitmek bilmeyen içtimalar, gıcırdayan botların yankılandığı taş koridorlar…
Ve bu okulun bir köşesinde, geceleri gizlice toplanan bir avuç genç. Ellerinde kitaplar, gözlerinde ateş.
Adı duyulmamış bir dernek değil belki, ama tarihin seyrini değiştirecek kadar etkili bir okuma grubu.
Tarih 1898. Yer, Manastır Askerî İdadisi.
Mustafa Kemal henüz 17 yaşında. İçine kapanık, gözlemci ve soru soran bir genç. Ama sorularına okulun sıralarında yanıt bulamıyor.
Ezberletilen harp tarihleri, kupkuru taktikler, tekrara dayalı eğitim modeli onun zihnine dar geliyor.
O da arkadaşlarını çevresine topluyor. Bu bir resmî cemiyet değil. Ne tabelası var, ne de izni. Ama içinde bir kıvılcım var.
Okunan kitaplar arasında Jean-Jacques Rousseau, Voltaire, Namık Kemal, Tevfik Fikret var.
İmparatorluk henüz yıkılmamış ama bu çocukların gözünde başka bir dünya şekilleniyor.
Daha adil, daha özgür, daha halkçı bir dünya…
Bu tablo tanıdık geliyor mu?
“Carpe diem!” diyen Keating’in öğrencileri de böyle değil miydi?
Ölü Ozanlar Derneği’nde gençler, bir mağaranın içinde, sistemin ezberine karşı kendi seslerini bulmaya çalışıyorlardı.
Welton Akademisi’nin disiplinli dünyasına inat, şiirle özgürleşiyorlardı.
Ve orada da, derneği ilk kuranlar ölüydü; ama fikirleri yaşıyordu.
Tıpkı Namık Kemal’in “Hürriyet Kasidesi”ni, Voltaire’in özgürlük savunusunu ezberleyerek fısıldayan Mustafa Kemal’in yaptığı gibi.
Ama bir fark vardı.
Keating’in öğrencileri, ideallerini sisteme anlatamadan dağıldı.
Mustafa Kemal’in okuma grubu ise fikirlerini önce orduya, sonra halka taşıdı.
O gecelik sohbetler, zamanla bir halkı ayağa kaldıran manifestolara dönüştü.
Bugün biz, Mustafa Kemal Atatürk’ü hep bir kurucu olarak tanırız.
Ama her kurucu önce bir okuyucudur.
Ve her devrim önce sözle başlar.
Manastır’daki o küçük odada başlayan bu entelektüel isyan, Cumhuriyet’in temelinde yükselen o büyük cümlenin ilk harflerini attı:
“Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştireceğiz.”
Belki de biz, onu anmak için büyük salonlara, kürsülere değil…
Bir kitap, bir masa ve birkaç arkadaşın yeterli olduğu bir okuma halkasına ihtiyacımız var.
Çünkü bazı derneklerin tabelası yoktur.
Ama dünyayı onlar değiştirir.