Gülüşü Yarım Bayram

Abone Ol

Bayram yaklaşıyor… Takvim yaprakları yine aynı heyecanı hatırlatıyor ama kalplerimizdeki o eski bayram sevinci sanki biraz eksik. Eskiden bayram, sadece bir tatil değil; bir kavuşma, bir çocukluk kokusu, bir aile sıcaklığıydı.

Bir gün önceden başlayan telaşlar olurdu… Anneler mutfakta sabaha kadar tatlı hazırlar, babalar erkenden yola çıkmanın planını yapardı. Biz çocuklar ise yeni alınan bayramlıkları başucumuza koyup uyurduk. O kıyafetler sadece bir elbise değil, mutluluğun en saf halinin simgesiydi.

Şimdi ise bayram hazırlıkları daha sessiz, daha düşünceli… Eskiden az da olsa bir alım gücü vardı; memlekete giderken içimiz kıpır kıpır olurdu. Yol uzun olsa da umut kısaydı. Şimdi yollar hala aynı ama umut biraz yorulmuş gibi.

En çok da eksilen insanlar… Dedemizin kapıda bekleyişi, babaannemizin dualarla sarılışı… Bayram sabahı kahvaltı sofralarında yükselen kahkahalar artık yerini fotoğraflara, anılara ve mezarlık başındaki sessiz konuşmalara bıraktı. Artık bazılarını sadece toprağın serinliğinde ziyaret edebiliyoruz.

Belki de en ağır olan, bayram sabahı eksik kurulan sofralar… Bir sandalyenin boş kalması, bir sesin artık duyulmaması… İnsan o zaman anlıyor; bayramın asıl anlamı kalabalık değil, kalpten kalbe kurulan o görünmez bağ olduğunu.

Mezarlıkta edilen dualar, eskiden kapıda edilen “Hoş geldin”lerin yerini alıyor şimdi. Toprağa bırakılan her çiçekte, içimizden kopan bir parça var sanki. Bir zamanlar elini öptüğümüz ellerin başucunda durup çocukluğumuzu hatırlıyoruz.

Oysa ne çok acele etmiştik büyümeye…

Zaman geçtikçe bayram, biraz daha hatırlamak biraz daha özlemek demek oluyor. Bir fotoğraf karesinde donup kalan gülüşler, kulaklarımızda yankılanan eski bayram sabahları… İnsan bazen sadece bir kapı zili çalsın, içeriden tanıdık bir ses “Geldiniz mi?” desin istiyor. Ama hayat, dileklerle değil gerçeklerle ilerliyor.

Yine de bayram, içimizdeki o kırık yerleri onarma fırsatı gibi… Kaybettiklerimizi geri getiremeyiz belki ama onların bize bıraktığı sevgiyi yaşatabiliriz. Bir büyüğün elini daha sıkı tutarak bir çocuğun yüzünü güldürerek bir dostun kapısını çalarak…

Belki eskisi gibi değil hiçbir şey… Ama yine de bir çayın buharında, bir şekerin tadında, bir sarılmanın sıcaklığında saklı o eski bayram. Ve biz hatırladıkça sevdiklerimizi andıkça aslında hiçbir şey tamamen kaybolmuyor.

Bayram, belki de en çok kalbimizde yaşadığı sürece bayramdır.