Karadeniz’in bazı köyleri vardır…
Haritaya baktığınızda sıradan görünür. Bir dere akar içinden, birkaç eski ev kalmıştır, deniz uzaktan görünür. Ama toprağın hafızası vardır. İnsan bazen bunu ancak yaşlandığında anlar.
Rize’nin Gündoğdu nahiyesine bağlı eski adıyla Vela, bugünkü Veliköy de işte böyle bir yer.
Bugün köyün içinden geçen biri belki yalnızca sessiz bir Karadeniz yerleşimi görür. Ama elde kalan birkaç isim, birkaç lakap, birkaç yaşlı anlatısı bize başka bir hikâye fısıldıyor.
Bölgenin geçmişi üzerine uzun yıllardır araştırmalar yapan Sayın Morgül’ün notlarında da bu kıyı insanlarının izlerine rastlanıyor. Bazı isimler, bazı reis lakapları, bazı aile anlatıları… Hepsi Karadeniz’in görünmeyen Millî Mücadele damarına işaret ediyor.
Bir köy düşünün…
1919’un karanlık Karadeniz gecelerinde kıyıda lambalar mümkün olduğunca az yakılıyor.
İngiliz devriyeleri Karadeniz’de dolaşıyor.
İstanbul işgal altında.
Anadolu’da Mustafa Kemal’in ne yapacağı henüz belli değil.
Ama Vela’da bazı evlerde insanlar fısıltıyla konuşuyor.
“Bu gece denize çıkılacak…”
Saat kaç?
Belki gece yarısı iki.
Belki sabaha karşı dört.
Karadeniz’in en sert saatleri…
Kıyıda küçük takalar hazırlanıyor.
Motor sesi fazla duyulmasın diye kürek kullanılan zamanlar da oluyor.
Ve köyün içinden bazı adamlar sessizce sahile iniyor.
Bugün elimizde kalan listelerde onların adı şöyle geçiyor:
Şakir Kopuz Reis
Büyük Mehmet Kopuz Reis
Yusuf Kopuz
Mahmut Agun
Ali Taşkıran
Mehmet Taşkıran
Mahmut Taşkıran
İbrahim Okutur…
İsimler sade…
Ama Karadeniz’de bazen bir “reis” kelimesi, bir askeri rütbeden daha büyük anlam taşır.
Çünkü o dönemde “reis” demek:
tekne sahibi,
mürettebat yöneten,
Batum yolunu bilen,
gece seyri yapabilen,
kıyının gizli koylarını tanıyan adam demekti.
Ve Karadeniz’in Millî Mücadele’deki görünmeyen damarı tam da buydu.
Bugün resmî tarih kitaplarında uzun uzun anlatılmaz ama Anadolu’ya ulaşan silahların, cephanenin, haberleşmenin önemli kısmı Karadeniz kıyılarındaki bu sessiz denizciler sayesinde yürüdü.
Ben şimdi Vela’yı düşününce yalnızca bir köy düşünemiyorum.
Kopuzları düşünüyorum.
Taşkıranları düşünüyorum.
Agunları düşünüyorum.
Topçuları da düşünüyorum.
Karadeniz’de bazı soyadları sadece aile adı değildir; meslek hafızasıdır, deniz hafızasıdır, mücadele hafızasıdır.
Belki de Şakir Kopuz Reis’in takası bir sonbahar gecesi Batum tarafından döndü.
Belki Büyük Mehmet Kopuz Reis, kıyıya yanaşırken lambaları söndürttü.
Belki Taşkıranlardan biri sahilde nöbet tuttu.
Belki Agunlardan biri yük boşalttı.
Belki Topçulardan biri “İngiliz gemisi görüldü” diye haber getirdi.
Kesin belgeler azdır.
Ama Karadeniz sözlü tarihi böyledir zaten.
Hiçbir yaşlı size doğrudan: “Dedem silah kaçırdı” demez.
Şöyle der:
“Batum tarafını iyi bilirdi…”
“Gece denize çıkardı…”
“Reisti…”
“Kayık işindeydi…”
“Devlet işi vardı…”
İşte gerçek tarih bazen bu yarım cümlelerin içindedir.
Karadeniz insanı bazen kahramanlığını bağırmaz.
Toprağa gömer.
Denize bırakır.
Lakapların içine saklar.
Belki bu yüzden Vela’nın gerçek hikâyesi hâlâ tam yazılmadı.
Ama şunu artık biliyoruz:
Cumhuriyet yalnızca Ankara’da kurulmadı.
Bazı geceler Karadeniz kıyısındaki küçük köylerde, dalga seslerinin arasında da kuruldu.
Ve belki de Vela’nın sessiz reisleri, tarihin en görünmez kahramanlarıydı.