GİZLENENİN PEŞİNDE ULUS'TAKİ SESSİZ MAHALLE: ANKARA'NIN YAHUDİLERİ NEREYE GİTTİ?

Abone Ol

Ulus'un kalabalığında yürürken Ankara'nın kaç katmanlı bir şehir olduğunu çoğu zaman fark etmiyoruz.

Anafartalar Caddesi'nin telaşı, Samanpazarı'nın yokuşları, eski dükkânların önündeki hareketlilik arasında gözümüz hep büyük yapılara takılıyor. Kaleye bakıyoruz, Meclis'e bakıyoruz, hanlara bakıyoruz. Oysa bazen asıl hikâye dar bir sokağın köşesinde duruyor.

Yıllardır Ankara'nın belleğini araştırırken beni en çok etkileyen yerlerden biri Ulus'taki Yahudi Mahallesi oldu.

Bugün bu mahallede yaşayan Yahudi aileler yok.

Çocuk sesleri yok.

Avlularda konuşulan Ladino dili yok.

Şabat hazırlıkları yok.

Ama mahalle hâlâ orada.

Ve belki de en ilginç olanı bu.

Çünkü bazı mahalleler insanlarını kaybettikten sonra bile kimliklerini korurlar.

Ankara'nın Yahudi Mahallesi de onlardan biri.

Bugün Denizciler, Anafartalar ve Adnan Saygun caddelerinin arasında kalan bu bölge, yüzyıllar boyunca Ankara Yahudilerinin yaşam alanıydı. Eski kayıtlarda Hoca Hindi, Hoca Hundi ve benzeri isimlerle anılan mahallelerin içinde şekillenen bu yerleşim, aslında Ankara'nın çok kültürlü geçmişinin sessiz tanıklarından biridir.

Çoğu kişi Ankara'yı Cumhuriyet'le başlayan bir hikâye gibi düşünür.

Oysa Ankara'nın hafızası bundan çok daha eskidir.

Roma döneminden Osmanlı'ya, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kadar uzanan uzun bir zaman çizgisinde Yahudi topluluklarının kentte yaşadığı biliniyor.

Bugün gördüğümüz mahalle dokusunun önemli bölümü ise Osmanlı döneminde oluşmuş.

1492 yılında İspanya'dan sürülen Yahudilerin Osmanlı topraklarına kabul edilmesiyle Anadolu'nun birçok kentinde olduğu gibi Ankara'da da Yahudi nüfusu güçlenmiş. Daha sonra Portekiz'den gelen gruplar da bu topluluğa katılmış.

Ancak Ankara'daki Yahudi Mahallesi hiçbir zaman dış dünyadan kopuk bir getto olmamış.

Bunu anlamak için yalnızca haritaya bakmak yeterli.

Sinagogun birkaç adım ötesinde camiler vardı.

Müslüman komşular vardı.

Aynı çarşıda çalışan insanlar vardı.

Aynı yangınları yaşayan aileler vardı.

Aynı sokaklardan geçen çocuklar vardı.

Bugün geçmişe dönüp bakarken çoğu zaman farklılıkları büyütüyoruz. Oysa eski Ankara'nın gündelik hayatında insanlar çoğu zaman birbirlerinin yanında yaşıyor, aynı mahallenin parçası oluyorlardı.

Mahallenin kalbi kuşkusuz sinagogdu.

Birlik Sokak'taki Ankara Sinagogu bugün hâlâ ayakta.

Yüksek duvarlarının ardında saklanan bu yapı ilk bakışta gösterişli görünmez. Belki de Ankara'nın karakterine uygun olan budur.

Gösterişten uzak.

Sessiz.

Kendini dışarıya anlatmaya çalışmayan bir yapı.

Bugün Ankara'da ayakta kalmış tek sinagog olması bile başlı başına önemlidir.

Sinagogun çevresindeki evler de en az yapı kadar dikkat çekiciydi.

Avlulu evler.

Dar sokaklar.

Yüksek duvarlar.

Ahşap çıkmalar.

Taşlıklar.

Ankara'nın geleneksel ev kültürünün bütün özelliklerini taşıyan yapılar...

Bu nedenle Yahudi Mahallesi'ni gezerken yalnızca bir cemaatin geçmişine değil, eski Ankara'nın yaşam biçimine de tanıklık edilir.

Mahallenin sakinleri büyük ölçüde küçük esnaf ve zanaatkârlardan oluşuyordu.

Attarlar, tenekeciler, yaymacılar, tütün ticaretiyle uğraşanlar, çerçiler...

Ankara'nın ekonomik hayatının mütevazı ama önemli parçalarıydılar.

Sonra yangınlar geldi.

yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında yaşanan büyük yangınlar yalnızca evleri değil, bir dönemin şehir düzenini de değiştirdi.

Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte Ankara başkent oldu.

Şehrin yönü değişti.

Yenişehir kuruldu.

Bulvarlar açıldı.

Bakanlıklar yükseldi.

Şehir güneye doğru büyüdü.

Ulus ise eski Ankara'nın hafızasını taşıyan bir bölgeye dönüştü.

İşte Yahudi Mahallesi tam bu noktada farklı bir kader yaşadı.

Yıkılıp tamamen yok olmadı.

Ama unutuldu.

Bazen bir mahallenin başına gelebilecek en ilginç şey budur.

Yok edilmez.

Ama yavaş yavaş hafızanın dışına itilir.

1980'lerde sit alanı ilan edilmesi önemliydi.

Ancak aynı dönemde açılan yollar ve imar müdahaleleri mahalle dokusuna zarar verdi.

Bugün bölgede dolaşırken bu çelişki açıkça görülebilir.

Bir tarafta korunmaya çalışılan tarih.

Diğer tarafta onu parça parça aşındıran şehirleşme.

Ankara Yahudileri zamanla İstanbul'a, başka ülkelere ve başka semtlere taşındılar.

Nüfus azaldı.

Mahalle boşaldı.

Ama isim kaldı.

Yahudi Mahallesi denildiğinde herkes aynı yeri tarif etmeye devam etti.

Bu durum bana hep ilginç gelir.

Çünkü şehirlerin hafızası bazen resmî kayıtlardan daha güçlüdür.

Bir topluluk gider.

Evler değişir.

Sokaklar dönüşür.

Ama isim yaşamaya devam eder.

Belki de bu yüzden Ulus'taki Yahudi Mahallesi yalnızca Yahudilerin hikâyesi değildir.

Bu mahalle Ankara'nın hikâyesidir.

Cumhuriyet'ten önce de yaşayan bir Ankara'nın...

Farklı inançların yan yana bulunduğu bir Ankara'nın...

Dar sokaklarında farklı dillerin duyulduğu bir Ankara'nın...

Ve bugün büyük ölçüde unutulmuş bir Ankara'nın hikâyesi.

Bir gün yolunuz Ulus'a düşerse kalabalığın biraz dışına çıkın.

Eski duvarlara bakın.

Kapılara bakın.

Avlulara bakın.

Belki o zaman Ankara'nın yalnızca meydanlarda ve anıtlarda değil, sessiz sokaklarında da yaşadığını fark edersiniz.

Çünkü bazen bir şehrin gerçek hafızası, en çok sustuğu yerde saklanır.