GİZLENENİN PEŞİNDE - SÜMER’İN KADINLARI: TARİHİN İLK ŞEHİRLERİNDE YAŞAMIN MERKEZİ

Abone Ol

Tarih kitapları çoğu zaman kralları, savaşları ve fetihleri anlatır. Ama şehirleri gerçekten ayakta tutanların kim olduğunu sorduğunuzda, cevap çoğu zaman satır aralarında saklıdır.

Mezopotamya’nın ilk şehirlerini kuran Sümerler söz konusu olduğunda da durum farklı değildir.

Uruk’un, Ur’un, Lagaş’ın çamur tuğlalarından yükselen o ilk şehirlerinde yalnızca krallar yoktu. Tapınakların gölgesinde, pazarlarda, atölyelerde, hatta mahkeme kayıtlarında bile bir başka güç görünür: Sümer kadını.

Bugün çivi yazılı tabletler sayesinde biliyoruz ki Sümer kadını yalnızca evin içinde yaşayan bir figür değildi. Tam tersine, hayatın birçok alanında görünürdü.

Örneğin Sümer şehirlerinin en büyük ekonomik faaliyetlerinden biri dokuma üretimiydi. Tapınaklara bağlı atölyelerde yüzlerce, bazen binlerce kadın çalışıyordu. Bu atölyeler sadece bir üretim alanı değil, aynı zamanda şehir ekonomisinin kalbiydi. Sümer kumaşları Mezopotamya’nın dört bir yanına gönderilir, şehirler arası ticaretin önemli bir parçasını oluştururdu.

Ama Sümer kadınının hikâyesi yalnızca üretimle sınırlı değildir.

Tabletlerde kadınların ticaret yaptığını, borç verdiğini, hatta mahkemeye gidip dava açtığını görüyoruz. Bir kadın kocasının kendisini terk ettiğini yazdırabiliyor, bir başkası borç anlaşmazlığını yargıya taşıyabiliyordu.

Bu kayıtlar bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Sümer kadını hukuk içinde bir özneydi.

Bir başka ilginç alan ise tapınak hayatıdır.

Sümer toplumunda bazı kadınlar rahibe olurdu. Özellikle “En” adı verilen yüksek rahibeler büyük bir saygınlığa sahipti. Bu rahibeler yalnızca dini törenleri yönetmezdi; aynı zamanda geniş mülkleri idare eder, ticari faaliyetlerde bulunur, şehir ekonomisinde söz sahibi olurlardı.

Bazıları hiç evlenmezdi. Ama bu yalnızlık değil, bağımsızlık anlamına gelirdi.

Sümer kadınının gündelik hayatı ise sosyal sınıfa göre değişirdi.

Saray ve tapınak çevresindeki kadınlar mülk yönetir, ticaret yapar, tapınak işlerinde görev alırdı. Halktan kadınlar ise dokuma, bira üretimi, gıda işleme ve pazarcılık gibi işlerle hayatın akışına katılırdı.

Evet, Sümer’de bira üretiminin büyük bölümü kadınların elindeydi.

Bugün kulağa şaşırtıcı gelebilir ama Mezopotamya’nın ilk bira ustaları çoğu zaman kadınlardı.

Evlilik ise çoğunlukla ekonomik bir birliktelikti. Sözleşmeler yapılır, çeyiz getirilir, başlık parası ödenirdi. Erkekler sosyal olarak daha güçlüydü ama kadın tamamen silik bir figür değildi.

Çünkü şehir yaşamı onu görünmez kılamıyordu.

Sonuçta Sümer şehirleri yalnızca kralların kurduğu yerler değildi. O şehirleri ayakta tutan görünmez bir emek vardı.

Çamur tuğlalı duvarların ardında çalışan, dokuyan, üreten, ticaret yapan kadınların emeği.

Belki de bu yüzden insanlık tarihinin ilk şehirlerinde, hayatın ritmi yalnızca kralların saraylarında değil, kadınların ellerinde atıyordu.