GİZLENENİN PEŞİNDE – HÜDAYDA: ANKARA’NIN GÜLÜMSEYEN HÜZNÜ

Abone Ol

Ankara denildiğinde akla yalnızca taş binalar, bozkır rüzgârı ya da Ankara Castle gelmez. Bu kentin hafızası, yüzyıllardır dilden dile aktarılan türkülerde de yaşar. Ve bu türküler arasında öyle biri vardır ki, hem zarif bir kadın siluetini hem de erişilemeyen bir sevdanın burukluğunu taşır: Hüdayda.

Bugün Hüdayda çalmaya başladığında birçok kişi içgüdüsel olarak ayağa kalkar. Seymen duruşunu andıran ağır ve vakur adımlarla oyun başlar. İlk bakışta neşeli bir Ankara havası gibi görünür. Oysa sözlerinin ve ezgisinin derinlerinde, tıpkı Misket’te olduğu gibi, ince bir hasret gizlidir.

Türkünün adı uzun yıllardır merak konusu olmuştur. Halk arasında “Hüdayda”nın Ankara’da yaşamış güzel bir kadının adı olduğu anlatılır. Bazı araştırmacılar ise kelimenin belirli bir kişiden çok, sevgiyle söylenen bir hitap biçimi olabileceğini belirtir. Kesin olan şudur: Türkü, ulaşılması zor bir güzelliğin etrafında şekillenmiş ve zamanla Ankara’nın duygusal belleğine yerleşmiştir.

Ankara’nın eski mahallelerinde, bağ evlerinde ve yaz gecelerinde söylenen bu ezgi, yalnızca bir aşkı değil, aynı zamanda bir bakışı anlatır. Halk müziğinde bazen tek bir isim, bütün bir duyguyu temsil eder. Hüdayda da böyledir; adı söylendiğinde bir yüz, bir gülüş, bir hatıra belirir.

Bu türküde belirgin bir ağıt havası yoktur. Ancak dikkatle dinlendiğinde, mutlulukla hüznün yan yana yürüdüğü hissedilir. Çünkü Anadolu insanı sevdayı çoğu zaman sessiz yaşar. Kavuşsa da içinde bir tedirginlik, kavuşamasa da derin bir saygı taşır. Hüdayda’nın melodisi işte bu duygunun ritme dönüşmüş hâlidir.

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu repertuvarında Ankara türküsü olarak yer alan Hüdayda, yalnızca müzikal bir eser değil; aynı zamanda seymen kültürünün de ayrılmaz parçasıdır. Seymen oyunlarında görülen ağırbaşlı duruş, ölçülü hareket ve içten gelen vakar, bu ezgide açıkça hissedilir.

Ankara’nın türküleri bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Her coşkunun ardında mutlaka bir hatıra vardır. İnsanlar oyun oynarken yalnızca eğlenmez; farkında olmadan geçmiş kuşakların duygularını da yeniden yaşatırlar.

Bugün bir düğünde Hüdayda çaldığında salonda yükselen adımlar, aslında eski Ankara sokaklarında yankılanan bir sevdanın izlerini taşır. Belki adı gerçekten Hüdayda olan bir kadın vardı, belki de bu isim ulaşılması güç bütün güzelliklerin ortak adıydı.

Kesin olan şudur:

Bazı türküler bir kişiyi anlatırken, zamanla bütün bir şehrin ruhuna dönüşür.

Hüdayda da Ankara’nın gülümseyen hüznüdür. Ne tamamen neşelidir ne de bütünüyle kederli.

Tıpkı hayat gibi.

Ve tıpkı Ankara gibi.