GİZLENENİN PEŞİNDE - HİKÂYEMİZİN SONU YAZILDI MI?

Abone Ol

İnsanoğlu, yüzyıllar boyunca kendi aklının ve emeğinin sınırlarını zorlayarak ilerledi. Ateşi yaktı, toprağı işledi, makineleri icat etti, sonra makineleri birbirine bağladı. Derken bu bağlantılar, sadece bilgi değil, karar da üretmeye başladı. Artık bazı kararlar, insanlar tarafından değil, algoritmalar tarafından veriliyor. Ve giderek daha çok şeyi biz değil, bizim yerimize düşünmesi istenen sistemler belirliyor. Bu süreç, öyle görünüyor ki, insanlık içinden yeni bir sınıfın, yeni bir türün yükselmesine neden oluyor.

Buna yeni bir insanlık biçimi demek mümkün. Doğal sınırların dışına taşabilen, bedenini güçlendiren, zihnini genişleten, ömrünü uzatabilen, hatta bazılarını biyolojik ölümlülüğün kıyısından alıp başka bir sürekliliğe taşıyabilen bir insanlık. Adı konmuş değil belki ama tarif edilebiliyor: Kendi içinde dönüşen, kendi içinden bir başka düzleme geçmiş, seçilmiş ya da seçilmiş hale gelmiş bir insan topluluğu. Artık yalnızca birey değil; bir sistemin, bir yapının, bir çıkar ağının temsilcisi olarak var.

Onlar için geleceğin kapıları açılıyor. Genetik mühendisliğiyle güçlendirilmiş çocuklar, sinir sistemiyle bütünleşmiş makineler, organ yenileyen biyoteknolojiler, zamanı bile eğip bükebilen işlemciler. Gelecek onların elinde şekilleniyor. Ama o ellerin içinde hepimiz yokuz.

Çünkü bu yeni düzene uyum sağlayamayan, bu teknolojik sıçramaya entegre olamayan geniş kitleler var. Ve bu insanlar, yalnızca yoksul ya da eğitimsiz oldukları için değil, sistemin talep ettiği donanımlara sahip olmadıkları için dışarıda bırakılıyorlar. Onlara bir isim bile veriliyor artık. Kullanışsız insanlar. Üretmeyen, yönetmeyen, sisteme doğrudan veri ya da güç sunamayan insanlar. Ve bu büyük çoğunluk için, insan olmak yetmiyor artık.

Onlara sunulan yeni bir yaşam biçimi var. Belki yaşanır gibi görünen, ama esasen bir tür bekleyişten ibaret. Sanal gerçeklik oyunlarında hayal kuran gençler, dijital yardımlarla hayatta kalan yaşlılar, ekrana bağımlı, kararları başkaları tarafından verilmiş insanlar. Fiziksel olarak hayattalar, ama tarih sahnesinde yerleri kalmamış. Duygularıyla değil, verileriyle ölçülüyorlar. Onların ne hissettikleri değil, neye tıkladıkları önemli artık.

Bu tablo ürkütücü ama gerçek. Geleceğe doğru yürürken, kimi insanlar daha da hızlanıyor, kimileri yerinde sayıyor, büyük bir kitle ise farkına bile varmadan geride kalıyor. Ve çok az kişi bu değişimin ne anlama geldiğini fark ediyor. Çünkü mesele yalnızca teknoloji değil. Bu bir dönüşüm, bir kırılma, hatta bir tür ayrışma. Artık insan olmak yeterli değil; geleceğin şekillenmesinde söz sahibi olmak için başka niteliklere ihtiyaç var.

Ancak bu kaçınılmaz değil. Alternatif yollar hâlâ var. Dirençli, bilinçli, kendi ahlaki ve toplumsal değerlerini koruyarak geleceğe yürüyen yeni topluluklar doğabilir. Belki yeniden bir imece ruhu, bir dayanışma biçimi, bir erdem ahlakı inşa edilebilir. Belki insanı makineden, zekâyı vicdandan ayırabilen yeni sözler söylenebilir. Belki bugünün susturulmuş, değersizleştirilmiş insanları, yeniden kendilerini anlatacak kelimeleri bulabilir.

Çünkü her büyük değişim, önce büyük bir unutuşla başlar. Unutulanlar sessizliğe gömülür. Ama bazen birileri, o sessizlikte ses arar. Ve bulduğu zaman, yeni bir hikâye başlar.

Şimdi biz, tam o eşikteyiz.
Hikâyemiz sona mı yaklaşıyor, yoksa yeni bir anlatının başında mıyız?
Cevap belki de, bu satırları okuyan birkaç kişinin yüreğinde gizli.

Gizlenenin peşinde olanlar bilir; bazen sadece bakmak değil, görmeye cesaret etmek gerekir.