GİZLENENİN PEŞİNDE – EVLİYA ÇELEBİ’DE KALEDEN BAKAN ANKARA

Abone Ol

Ankara’ya yukarıdan bakmayı ilk kim öğretti diye sorsak, cevabı bugünün şehir plancılarında değil, yüzyıllar öncesinde buluruz.

Adı: Evliya Çelebi.

Evliya, Ankara’yı anlatırken ovaya yayılmış bir şehir tarif etmez. Onun Ankara’sı, kaleye tutunmuş bir hayattır. Taşın, surun ve yükseğin etrafında örülmüş bir akıl.

Bugün aşağıdan bakarak şehri anlamaya çalışıyoruz. Oysa Evliya yukarı çıkar. Kale burcu, yalnızca savunma hattı değildir; Ankara’nın zihnidir. Oradan bakıldığında şehir bir karmaşa değil, ölçülü bir bütün olarak görünür.

Evliya Çelebi için Ankara Kalesi, askerî bir yapıdan fazlasıdır.

Kale;

– Hafızadır,

– Güvenliktir,

– Şehrin kendini topladığı yerdir.

Burası önemli. Çünkü Evliya, Ankara’yı anlatırken ne saray arar ne ihtişam. İstanbul’un gölgesiyle konuşmaz. Ankara’yı kendi ölçeğiyle ciddiye alır. İşte bu yüzden onun kaleden bakışı değerlidir. Kale, Ankara’nın “merkezî ama mütevazı” karakterini ele verir.

Aşağıya indiğinizde sizi sof dokuyan eller, tiftik keçileri, ahilik düzeni karşılar. Ama Evliya’nın bakışı yukarıdan aşağıdır. Çünkü yukarı çıkmadan bu şehri anlamanın mümkün olmadığını bilir. Ankara, düzlüğe yayılmamıştır; yüksekliğe yaslanmıştır. Bu bir coğrafya meselesi olduğu kadar bir zihniyet meselesidir.

Bugün “neden Ankara?” sorusunu hâlâ tartışıyoruz. Cevabı Evliya’nın satırlarında saklı. Kale merkezli bir şehir, dış etkilerden kopuk değildir ama teslim de olmaz. Ne doğuya ne batıya yaslanır; kendine yaslanır. Cumhuriyet’in ileride burada kök salmasının nedeni biraz da budur.

Evliya’nın Ankara’sı bağırmaz.

Göstermez.

Ama susarak ağırlık kurar.

Bugün kaleye çıktığınızda çoğu kişi fotoğraf çeker, manzaraya bakar ve iner. Evliya ise bakmaz; okur. Taşı okur, sokağı okur, mesafeyi okur. Onun için kale, şehrin üstünde değil; şehrin içindedir.

Belki de sorun şudur:

Biz artık Ankara’ya kaleden bakmıyoruz.

Aşağıdan, aceleyle, parçalı bakıyoruz.

Oysa Evliya Çelebi’nin bize bıraktığı en önemli miras şudur:

Bir şehri anlamak için önce yüksekliğini kavramak gerekir.

Kale düşerse şehir değil; hafıza çöker.