GİZLENENİN PEŞİNDE CUMHURİYET'İN İLK YENİLGİSİ ANKARA'NIN İLK GECEKONDUSU

Abone Ol

Bazı evler mimarların masasında doğar.

Bazıları müteahhitlerin projelerinde...

Bazıları ise çaresizlikten.

Ankara'nın gecekondu hikâyesi üçüncü türdendir.

Bugün Altındağ'ın yamaçlarına, Bentderesi'nin çevresine ya da eski Çinçin Bağları'na bakınca çoğumuz yalnızca bir dönem yaşanan kaçak yapılaşmayı hatırlarız.

Oysa bu hikâye birkaç tahta parçası ve birkaç teneke levhadan çok daha fazlasıdır.

Bu hikâye Cumhuriyet'in başkentinde başlayan büyük konut krizinin hikâyesidir.

1923 yılında Ankara başkent ilan edildiğinde şehir küçük bir Anadolu kasabası görünümündeydi.

Nüfus sınırlıydı.

Ev sayısı yetersizdi.

Buna karşılık her gün yeni insanlar geliyordu.

Memurlar...

Öğretmenler...

Askerler...

Demiryolu çalışanları...

Mühendisler...

Genç Cumhuriyet'in ihtiyaç duyduğu herkes Ankara'ya çağrılıyordu.

Fakat onları bekleyen önemli bir sorun vardı.

Kalacak yer yoktu.

Dönemin gazeteleri yüksek kiralardan şikâyet eden memur haberleriyle doluydu.

Bazı devlet görevlileri aylarca oda bulamıyor, ailelerini getiremiyor, pansiyonlarda yaşamaya çalışıyordu.

Başkent büyüyordu.

Ama konut üretimi aynı hızla büyümüyordu.

İlk yıllarda devlet bu sorunu çözebileceğini düşündü.

Yeni mahalleler planlandı.

Lojmanlar yapıldı.

Kooperatifler desteklendi.

Ancak Ankara'nın büyüme hızı planları aşmaya başladı.

Sonra İkinci Dünya Savaşı yılları geldi.

Ardından çok partili dönem.

Ve büyük göç.

Anadolu'nun dört bir yanından insanlar iş bulmak umuduyla Ankara'ya akmaya başladı.

Fabrikalar işçi istiyordu.

İnşaatlar usta arıyordu.

Devlet büyüyordu.

Ama şehir yine yetişemiyordu.

İşte o günlerde Ankara'nın tepelerinde yeni bir mimari ortaya çıktı.

Mimarı yoktu.

Ruhsatı yoktu.

Projesi yoktu.

Ama sahibi vardı.

Barınmak isteyen insanlar.

Akşam karanlığında taşınan keresteler...

Sabaha kadar örülen duvarlar...

Gün ağarmadan çatısı kapatılan evler...

Türkiye'nin gecekondu dediği yapıların ilk örnekleri böyle yükseldi.

Bu evleri yapan insanlar kanunları değil, ihtiyaçlarını takip ediyordu.

Çünkü şehir onları çağırmıştı.

Ama şehir onlara yer hazırlayamamıştı.

Bu nedenle gecekondu meselesi yalnızca şehircilik meselesi değildir.

Aynı zamanda bir planlama meselesidir.

Bir göç meselesidir.

Bir sosyal adalet meselesidir.

Ve belki de Cumhuriyet Ankara'sının ilk büyük sınavlarından biridir.

Çünkü genç Cumhuriyet başkentini kurmayı başarmıştı.

Bulvarlarını çizmişti.

Meydanlarını oluşturmuştu.

Bakanlıklarını inşa etmişti.

Fakat bütün bunları yapan insanların yaşayacağı yeterli konutu aynı hızla üretememişti.

Bugün geriye dönüp baktığımızda gecekonduyu yalnızca bir kaçak yapı olarak görmek kolaydır.

Zor olan ise onu ortaya çıkaran şartları görmektir.

Belki de Ankara'nın ilk gecekondusunun asıl hikâyesi burada saklıdır.

Çünkü bazen tarihin en önemli yapıları saraylar değildir.

Mecburiyetten yapılmış küçük evlerdir.