Dün Ankara’da aynı partinin iki ayrı kutlaması vardı.
Birisi Güvenpark’taydı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in katıldığı kutlama.
Diğeri ise mahkeme kararının ardından CHP Genel Merkezi’nde düzenlenen ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı etkinlik.
Ben Güvenpark’taydım.
Fakat gün boyunca sosyal medyaya düşen görüntüleri, videoları ve fotoğrafları da dikkatle izledim. İzlerken beni şaşırtan şey siyasi tartışmalar değildi. Siyasette bunlar olur. Şaşırtan şey, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihinde pek rastlamadığım bazı görüntülerdi.
Önce slogan...
Yıllardır Türkiye siyasetiyle ilgilenen herkesin ezbere bildiği bir slogan vardır:
“Dik dur eğilme, bu millet seninle.”
Bu sloganın hangi siyasi gelenekten geldiğini herkes bilir.
Yaklaşık yirmi yıldır meydanlarda duyduğumuz, belirli bir liderlik anlayışını ve belirli bir siyasal kültürü temsil eden bir slogandır bu.
Dün CHP Genel Merkezi önünde aynı sloganın atıldığını duyunca irkildim.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni tarih boyunca liderlerini desteklemiştir ama onları böyle bir lider kültünün merkezine yerleştiren sloganlar üretmemiştir.
İsmet İnönü döneminde de olmadı.
Bülent Ecevit döneminde de olmadı.
Deniz Baykal döneminde de olmadı.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun uzun genel başkanlığı boyunca da olmadı.
CHP’nin siyasal kültürü daha çok kuruma, örgüte ve parti kimliğine vurgu yapan bir gelenekten gelir.
Bu yüzden o slogan kulağıma tanıdık geldi ama ait olduğu yerde değilmiş gibi geldi.
Sonra ikinci görüntü...
Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti genel merkezine gelişi sırasında aracına atılan karanfiller.
Otomobilin üzerine yağan çiçekler.
Kalabalığın liderin aracını adeta bir çiçek selinin içinde bırakması.
Bu görüntü de bana yabancı gelmedi.
Ama CHP tarihinden değil.
Türkiye’de özellikle son yirmi yılda başka bir siyasi geleneğin mitinglerinde ve karşılamalarında sıkça gördüğümüz bir ritüeldi bu.
Lider gelir.
Araç ilerler.
Kalabalık karanfiller atar.
Otomobil kırmızı çiçeklerle kaplanır.
Bu görüntüler o siyasi kültürün doğal parçasıdır.
Fakat CHP hafızasında böyle sahneler pek yoktur.
Bu nedenle dün izlediğim görüntülerde beni rahatsız eden şey kişiler değil, semboller oldu.
Siyasette bazen sözlerden çok ritüeller konuşur.
Bazen sloganlar programlardan daha fazla şey anlatır.
Bazen bir çiçek, uzun bir konuşmadan daha güçlü bir mesaj verir.
Dün CHP Genel Merkezi önünde gördüğüm manzara bana şu soruyu düşündürdü:
Türkiye’de siyasi partiler birbirine benzemeye mi başladı?
Yoksa yıllarca eleştirilen lider merkezli siyaset anlayışı, farkında olmadan başka alanlara da mı sızıyor?
Çünkü partilerin ideolojileri kadar siyasi davranış biçimleri de önemlidir.
Bir partiyi yalnızca ne söylediği değil, nasıl davrandığı da tanımlar.
Belki de asıl mesele budur.
Dün Ankara’da duyduğum slogan ve gördüğüm çiçekler bana bir siyasi tartışmadan çok bir kültürel dönüşümün işaretleri gibi geldi.
Ve doğrusu, beni düşündüren de buydu.