GİZLENENİN PEŞİNDE – ÇAYDAN ÖNCE RİZE

Abone Ol

Bugün Rize denildiğinde hemen herkesin zihninde aynı görüntü belirir: sonsuz yeşillikler içinde uzanan çay bahçeleri, sisin arasından yükselen yamaçlar ve omuzlarında sepet taşıyan üreticiler. Çay, artık bu kentin kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Oysa çok değil, bundan yaklaşık bir asır önce Rize’nin manzarası bambaşkaydı.

Bugün çay fidanlarının kapladığı yamaçlarda mısır ekilir, fasulye yetiştirilir, meyve ağaçları yükselirdi. Evlerin önünde küçük bostanlar bulunur, ahırlarda birkaç büyükbaş hayvan beslenirdi. Ailenin temel gıdası mısır unu, karalahana ve süt ürünleriydi. Toprağın verdiği yetmediğinde ise çözüm, çoğu Karadeniz ailesinin bildiği o tanıdık kelimede saklıydı: gurbet.

Rize’nin gerçek tarihi biraz da gidenlerin ve geride kalanların hikâyesidir.

Dağ ile deniz arasında sıkışmış bu coğrafyada ekilebilir arazi son derece sınırlıydı. Aileler geçimlerini sağlamak için büyük bir emek harcıyor, erkeklerin önemli bir bölümü yılın belirli dönemlerinde İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlere çalışmaya gidiyordu. Kimi fırınlarda, kimi inşaatlarda, kimi küçük ticaret işlerinde alın teri döküyordu. Köylerde ise kadınlar hem toprağı işliyor hem çocukları büyütüyor hem de aile düzenini ayakta tutuyordu.

Çaydan önce Rize’nin en önemli ürünü sabırdı.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye, Doğu Karadeniz’in iklimine uygun yeni ürünler aramaya başladı. Bu arayışın öncü isimlerinden biri Zihni Derin oldu. Batum çevresindeki başarılı örneklerden esinlenerek getirilen fidanlar, Rize’nin nemli ve ılıman ikliminde kök saldı. Önce küçük denemeler yapıldı; ardından üretim yaygınlaştı. Birkaç on yıl içinde çay, yalnızca yeni bir tarım ürünü değil, bölgenin ekonomik ve toplumsal yapısını değiştiren büyük bir dönüşüm haline geldi.

Bugün çay, Rize’nin simgesi olarak görülüyor. Ancak bu yeşil denizin altında, çaydan önceki hayatın sessiz izleri hâlâ yaşamaktadır: mısır serenderleri, taş değirmenler, yaylalara çıkan patikalar ve gurbetten dönmesi beklenen insanların hatıraları.

Bazen bir kentin gerçek hikâyesi, bugün gördüklerimizde değil; onların yerini alan eski yaşam biçimlerinde saklıdır.

Rize’ye her bakışımda aklıma aynı soru gelir: Bu dağlar, çaydan önce hangi hayatlara tanıklık etti?

Belki de cevabı, yağmurun sesine dikkatle kulak verenler duyar. Çünkü bazı şehirlerin geçmişi, topraklarının altında değil; sislerin ve hatıraların içinde saklıdır.

Kişisel not: Rize’nin çayla özdeşleşmiş bugünkü kimliğinin ardında, toprağa tutunmaya çalışan insanların sessiz emeği ve gurbetin bıraktığı derin izler vardır. Bazen en büyük dönüşümler, önceki hayatları unutmadan anlaşılabilir.