Çankaya Köşkü’nde akşam inerken Ankara’nın ayazı taş duvarlara vururdu.
İçeride ise çoğu zaman gece olurdu; çünkü Cumhuriyet, gündüzden çok geceleri kuruldu.
Masada bir adam susardı.
Bir adam dinlerdi.
Bir adam yazardı.
Yazan, Falih Rıfkı Atay’dı.
Susup dinlenen ise Mustafa Kemal Atatürk.
Ve aralarında, hiçbir resmî belgede yazmayan bir ilişki vardı:
Tanıklıkla sadakat arasında sıkışmış bir yakınlık.
“YAZ, AMA HER ŞEYİ DEĞİL”
Falih Rıfkı, Çankaya’da sadece bir gazeteci değildi.
O, sofrada oturan ama sofranın sahibi olmayan adamdı.
Kalemi vardı; yetkisi yoktu.
Ama Mustafa Kemal, kalemin ne demek olduğunu herkesten iyi bilirdi.
Bir gece, sofra dağılırken Falih Rıfkı’nın defterini kapattığını fark etti.
— “Bugünü yazmayacak mısın?” dedi.
— “Yazarım Paşam… ama hangisini?”
— “Yaz… ama zamanı gelmeyeni beklet.”
İşte Çankaya tam da bu cümlenin kitabıdır.
ÇANKAYA: BİR KÖŞKTEN FAZLASI
Bu kitapta Çankaya:
Bir bina değildir
Bir ikametgâh hiç değildir
Çankaya, devletin karar alma biçimidir.
Sofra bir meclistir.
Rakılar birer ara cümledir.
Sessizlikler ise tutanaklara geçmeyen kararlardır.
Falih Rıfkı şunu bilir:
“Burada söylenen her söz yazılmaz.
Yazılan her söz de olduğu gibi söylenmez.”
Bu yüzden Çankaya’da:
Bazı geceler uzun anlatılır
Bazı yıllar bir paragrafla geçilir
Bu bir eksiklik değil, bilinçli bir sadakattir.
ATATÜRK’Ü YAKINDAN GÖRMEK
Falih Rıfkı’nın en büyük cesareti şudur:
Atatürk’ü putlaştırmadan anlatır.
Yorgunluğunu yazar.
Sinirini yazar.
Yalnızlığını yazar.
Ama bazı kapıları aralık bırakır.
Bir akşam Atatürk şöyle der: — “Falih… Biz bu milleti kurtardık ama mutlu edebildik mi?”
Falih Rıfkı cevap vermez.
Çünkü gazeteci sorar, tanık susar.
Çankaya işte bu suskunluklarla doludur.
KIRILMALAR, KÜSKÜNLÜKLER, SESSİZ TASFİYELER
Kazım Karabekir geçer, ama kalmaz.
Rauf Orbay görünür, ama konuşmaz.
Ali Fuat Paşa’nın adı anılır, ama eski sıcaklık yoktur.
Falih Rıfkı saldırmaz.
İtham etmez.
Ama şunu sezdirir:
“Devrimler ilerledikçe dostluklar geride kalır.”
Bu, tarih kitabının değil; insan hafızasının cümlesidir.
BİR YAZARIN SINIRI
Falih Rıfkı, Atatürk’ü çok sever.
Ama daha önemlisi:
Ona borçlu olduğunu bilir.
Bu yüzden:
Fikriye’yi sessiz geçer
Latife meselesini dar tutar
1925 sonrası sertliği yumuşatır
Bu, korkaklık değildir.
Bu, yaşarken yazmanın bedelidir.
Falih Rıfkı bilir ki:
“Bazı gerçekler, ancak yazanı öldükten sonra rahat eder.”
SON SAHNE
Atatürk hastadır.
Çankaya sessizdir.
Falih Rıfkı bir köşede durur.
Atatürk bakar ve der ki: — “Bizden sonrasını yazmak zor olacak.”
Falih Rıfkı’nın cevabı nettir: — “Zoru yazarım Paşam… ama eksik kalacağını bilerek.”
Ve işte Çankaya budur.
Eksik ama sahici.
Sessiz ama derin.
Yakın ama mesafeli.
SON NOT
Çankaya, Cumhuriyet’in anlatılan hikâyesidir.
Ama aynı zamanda, anlatılamayanların da aynasıdır.
Okuyan dikkatli bir göz şunu fark eder:
Falih Rıfkı, bazı cümleleri yazmaz;
ama nerede susacağını çok iyi bilir.
Ve bazen, tarihte en çok şeyi
suskunlar anlatır.