GİZLENENİN PEŞİNDE BİZANS'IN KAYIP TÜRKİYE'Sİ: MACARİSTAN

Abone Ol

Tarihin bazı sürprizleri vardır ki insan ilk duyduğunda kulaklarına inanamaz.

Geçtiğimiz günlerde eski Bizans kaynaklarını karıştırırken karşıma çıkan bir bilgi beni adeta koltuğumdan kaldırdı.

Meğer Bizans İmparatorluğu, bundan yaklaşık bin yıl önce Macaristan'a "Türkiye" diyormuş.

Evet, yanlış okumadınız.

Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin bulunduğu topraklara değil, Tuna boylarındaki Macar ülkesine...

Önce ben de şaşırdım. Sonra kaynakların peşine düştüm.

yüzyılda Bizans İmparatoru VII. Konstantinos tarafından kaleme alınan "De Administrando Imperio" adlı eser, Bizans dünyasının çevresindeki halkları ve devletleri anlatan en önemli kaynaklardan biridir. İşte bu eserde Macarlar için "Tourkoi" yani Türkler, ülkeleri için ise "Tourkia" yani Türkiye adı kullanılıyor.

Düşünün...

Bugün Budapeşte dediğimiz topraklar, Bizans kayıtlarında "Türkiye" olarak geçiyor.

Bu durumun sebebi neydi?

Bizanslılar o dönemde bozkır dünyasına bugünkü tarihçilerin baktığı gibi bakmıyordu. Onlar için atlı göçebe geleneklerine sahip, okçulukta ustalaşmış, bozkır kültürünün etkisini taşıyan topluluklar büyük ölçüde aynı kültürel dünyanın parçalarıydı.

Macarlar da bu dünyanın içindeydi.

At üzerinde savaşan, bozkır taktiklerini kullanan, Hazarlarla ve çeşitli Türk boylarıyla yakın ilişki içinde yaşayan Macarlar, Bizans'ın gözünde "Türkler" kategorisine dahil edilmişti.

Hatta Bizans kaynaklarında yalnızca bir Türkiye yoktur.

Bir "Doğu Türkiye" vardır.

Bir de "Batı Türkiye."

Doğu Türkiye, Hazarların ve Türk boylarının yaşadığı geniş bozkır coğrafyasını ifade ederken; Batı Türkiye, bugünkü Macaristan topraklarını anlatıyordu.

Bir başka ilginç ayrıntı daha var.

Bizans kaynaklarında Macar hükümdarları için zaman zaman "Tourkia'nın büyük prensi" anlamına gelen ifadeler kullanılmıştır.

Yani bir Bizans görevlisi bundan bin yıl önce yola çıkıp İstanbul'dan Budapeşte'ye gitseydi, muhtemelen "Türkiye'ye gidiyorum" diyebilirdi.

Elbette burada dikkatli olmak gerekiyor.

Bu bilgi, "Macarlar Türktür" sonucunu doğrudan vermez.

Bugün akademik dünyanın büyük çoğunluğu Macarca'nın Fin-Ugor dil ailesine ait olduğu konusunda görüş birliği içindedir.

Ancak aynı akademik dünya, Macarların tarih boyunca Türk boylarıyla çok yoğun ilişki kurduğunu da kabul eder.

Diller farklı olabilir.

Kökenler tartışılabilir.

Ama kültürlerin birbirine dokunduğu gerçeği değişmez.

Belki de bu hikâyenin en ilginç yanı burada yatıyor.

Tarih, bugünün kesin sınırlarını sevmez.

Biz bugün Türkiye'yi Anadolu ile özdeşleştiriyoruz.

Oysa bin yıl önce bir Bizans tarihçisi aynı kelimeyi Tuna kıyıları için kullanabiliyordu.

Demek ki isimler de insanlar gibi yolculuk yapıyor.

Bazen bir kelime, bir milletten diğerine geçiyor.

Bazen bir coğrafyadan ötekine göç ediyor.

Bazen de tarihin sisleri arasında kayboluyor.

Ve sonra bir gün, eski bir el yazmasının satırları arasından yeniden karşımıza çıkıyor.

Belki de asıl soru şudur:

Türkiye adı Anadolu'ya gelmeden önce hangi yolları yürüdü?

İşte bu soru, tarihin derinliklerinde hâlâ cevabını bekleyen en ilginç sorulardan biridir.