GİZLENENİN PEŞİNDE ANKARA'YI EN İYİ KİM GÖRDÜ?

Abone Ol

Bir yazı dizisinin sonuna geldik.

Dört yazı boyunca William John Hamilton'un izini sürdük.

Onun gördüğü Ankara'da dolaştık.

Kalenin surlarına baktık.

Augustus Tapınağı'nın gölgesinde durduk.

Kaybolan mahalleleri, yer değiştiren taşları ve unutulan sokakları birlikte aradık.

Şimdi geriye tek bir soru kaldı:

Ankara'yı gerçekten kim daha iyi gördü?

İlk bakışta cevap kolay gibi görünüyor.

Hamilton...

Ama biraz düşününce bu cevabın eksik olduğunu anlıyoruz.

Çünkü ondan yaklaşık iki yüzyıl önce Ankara'ya gelen Evliya Çelebi, başka bir şehri anlatıyordu.

Onun Ankara'sında hanlar vardı.

Çarşıların gürültüsü vardı.

Sof dokuyan ustalar vardı.

Kervanlar vardı.

Yaşayan bir Osmanlı şehri vardı.

Ardından Charles Texier geldi.

O, taşları yalnızca tarif etmedi.

Çizdi.

Bugün kaybolmuş birçok yapının nasıl göründüğünü onun gravürlerinden öğreniyoruz.

Hamilton ise başka bir yol seçti.

O, şehrin hafızasını okumaya çalıştı.

Bir duvarın içindeki Roma taşını fark etti.

Bir kitabenin değerini anladı.

Bir sütun başlığının hangi çağdan kaldığını sorguladı.

Aslında bu üç isim birbirinin rakibi değildi.

Birinin bıraktığı boşluğu diğeri doldurdu.

Evliya Çelebi bize Ankara'nın sesini bıraktı.

Texier görüntüsünü...

Hamilton ise hafızasını...

Bugün Ankara'yı tanıyabiliyorsak, bunun nedeni tek bir seyyah değildir.

Farklı zamanlarda gelen insanların bıraktığı izlerin birleşmesidir.

Belki de bu yüzden asıl soru yanlış kurulmuştur.

"Ankara'yı kim daha iyi gördü?" diye sormak yerine...

"Ankara'nın hangi yüzünü kim gördü?" diye sormak gerekir.

Çünkü şehirler de insanlar gibidir.

Hiç kimse onları tek başına bütünüyle anlatamaz.

Bu yazı dizisini hazırlarken fark ettiğim en önemli gerçek de buydu.

Ankara'nın tarihi yalnızca arşivlerde saklı değildir.

Bazen bir İngiliz jeoloğun not defterinde...

Bazen bir Osmanlı seyyahının renkli cümlelerinde...

Bazen de Fransız bir araştırmacının gravürlerinde yaşamaya devam eder.

Bugün Ankara Kalesi'nde yürürken...

Augustus Tapınağı'nın önünde dururken...

Eski Ankara sokaklarında dolaşırken...

Belki de aynı taşlara biz de bakıyoruz.

Ama onları gerçekten görebiliyor muyuz?

İşte "Gizlenenin Peşinde"nin cevabını aradığı soru tam da budur.

Tarih, yalnızca geçmişte kalan değildir.

Tarih, her gün önünden geçtiğimiz ama artık fark etmediğimiz ayrıntılarda yaşamaya devam eder.

Ve bazen kendi şehrimizi anlayabilmek için...

Onu ilk kez gören bir yabancının gözlerine ihtiyaç duyarız.