Ankara’nın Osmanlı dönemine dair belleği genellikle iki uç arasında sıkışır:
Bir yanda ahiler, seğmenler, esnaf; diğer yanda kadılar, müderrisler, eşraf.
Bu iki dünyanın arasında ise neredeyse hiç konuşulmayan bir başka gerçek vardır: köleler.
Evet, Osmanlı döneminde Ankara’da köle vardı.
Ama bu, ne İstanbul’daki gibi aleni bir ticaret, ne de isyanlarla, dramlarla hatırlanan bir kölelikti.
Daha çok sessiz, ev içi, kayıtlara sıkışmış bir hayat biçimiydi.
ŞER‘İYYE SİCİLLERİNDEKİ HAYATLAR
Ankara kadı sicilleri, şehrin en dürüst tanıklarıdır.
Bu defterlerde kölelik, ideolojik bir mesele olarak değil, gündelik hayatın sıradan bir parçası olarak yer alır.
Kayıtlarda karşılaşılan ifadeler nettir:
“Abd”, “kul”, “cariye”…
Bir evin eşyası gibi değil ama evin düzeninin bir unsuru olarak anılan insanlar.
Bu siciller bize şunu gösterir:
Ankara’daki köleler çoğunlukla;
Konaklarda hizmet eden
Zanaatkâr ailelerin evlerinde çalışan
Kadın cariyeler ise ev içi işlerde kullanılan
kişilerdi.
Daha önemlisi şu:
Ankara sicillerinde kölelerin;
Azat edildiklerine
Sahibinden alacak talep ettiklerine
Miras paylaşımında adlarının geçtiğine
dair kayıtlar vardır.
Bu, kölenin tamamen görünmez olmadığını; ama yine de eşit bir özne sayılmadığını gösterir.
PAZARI OLMAYAN BİR KÖLELİK
Ankara’da hiçbir zaman İstanbul’daki gibi bir köle pazarı olmadı.
Bu çok belirleyici bir farktır.
Köleler:
İstanbul’dan getirilir
Eşraf arasında el değiştirir
Kadı huzurunda satış veya devir tescil edilirdi
Yani kölelik Ankara’da göz önünde değil,
hukukun dar koridorlarında yaşandı.
Bu nedenle:
Sokakta köle görmek olağan değildi
Kölelik “şehir manzarası”na karışmadı
Bellekte iz bırakmadı
Ankara’nın köleliği, yüksek sesle konuşulmayan bir gerçek olarak kaldı.
AZAT EDİLENLER VE MAHALLELER
yüzyılın ikinci yarısından itibaren kölelik çözülmeye başlar.
Tanzimat’la birlikte yeni köle alımı azalır; ama mevcut köleler bir süre daha yaşamaya devam eder.
Azat edilen kölelerin önemli bir kısmı:
Eski sahiplerinin yanında kalır
Küçük işlerde çalışır
Yoksul mahallelere yerleşir
Bu insanlar Cumhuriyet’e, adı konmamış bir geçmişle girer.
Resmî belgelerde kölelik biter;
ama sosyal hafızada izleri silinmez, sadece konuşulmaz.
Bugün Ankara’nın bazı eski mahallelerinde, aile hikâyelerinde fısıltıyla anlatılan “bizim büyükannemiz aslında…” diye başlayan cümlelerin arkasında, işte bu sessiz tarih yatar.
NEDEN HİÇ HATIRLANMADI?
Çünkü Ankara’da kölelik:
Gösterişli değildi
Toplumsal çatışma üretmedi
Büyük kırılmalar yaratmadı
Ve belki en önemlisi:
Cumhuriyet’in yeni anlatısı, bu tür gri alanları hatırlamayı tercih etmedi.
Oysa şehir dediğimiz şey, yalnızca kahramanlardan değil;
sessiz yaşayanlardan da oluşur.
SON SÖZ
Ankara’da kölelik vardı.
Ama bağırmadı, isyan etmedi, meydanlara çıkmadı.
Defter aralarında yaşadı, evlerin arka odalarında soluk aldı,
ve zamanı gelince sessizce çekildi.
Belki de bu yüzden bugün en çok Ankara’ya yakışan kölelik hikâyesi budur:
Ne dramatik, ne destansı…
Sadece gerçek.