Her gün binlerce Ankaralı önünden geçiyor.
Kimi otobüse yetişmeye çalışırken görüyor onu, kimi hastaneye giderken, kimi işine koşarken. Sıhhiye Meydanı'nın ortasında yükselen o bronz anıt, başkentin en tanınmış simgelerinden biri olmasına rağmen aslında çok az kişi onun neyi temsil ettiğini biliyor.
Çoğu insan ona "Hitit Güneşi" diyor.
Oysa hikâye bundan çok daha eski.
Çünkü Ankara'nın kalbinde duran o sembol, Hititlerden de önce Anadolu'da yaşamış bir halkın, Hattilerin mirasını taşıyor.
Yaklaşık dört bin yıl önce, Orta Anadolu'da yaşayan Hatti ustaları bronzu işliyor, güneşi, göğü, bereketi ve yaşamı simgeleyen törensel kurslar üretiyordu. Bu eserler yalnızca birer süs eşyası değildi. İnanç dünyasının, devlet anlayışının ve toplumsal düzenin sembolleriydi.
Yüzyıllar geçti.
Devletler yıkıldı.
İmparatorluklar kuruldu.
Anadolu'nun sahipleri değişti.
Ama Alacahöyük toprağının altında saklanan bu semboller unutulmadı.
Cumhuriyet döneminde yapılan arkeolojik kazılar sırasında gün ışığına çıkarılan Hatti güneş kursları, Anadolu'nun derin geçmişine açılan en önemli pencerelerden biri hâline geldi.
1970'li yıllara gelindiğinde Ankara yeni bir kimlik arayışı içindeydi.
Başkent yalnızca devlet binalarıyla değil, kültürel simgeleriyle de anılmak istiyordu.
Dönemin Ankara Belediye Başkanı Vedat Dalokay, kentin simgesi olarak Hatti Güneş Kursu'nu seçti. Bu tercih sıradan bir estetik karar değildi. Ankara'nın kimliğini Osmanlı'dan ya da yalnızca Cumhuriyet'ten değil, Anadolu'nun binlerce yıllık uygarlık birikiminden alan bir anlayışın sonucuydu.
Böylece Hatti güneşi, başkentin amblemi hâline geldi.
Ancak bugün Sıhhiye Meydanı'nda gördüğümüz anıtın arkasında, çoğu kişinin bilmediği başka bir hikâye daha vardır.
Bu hikâyenin kahramanı heykeltıraş Mustafa Nusret Suman'dır.
21 Mart 1905'te Karaferye'de doğan Suman, Cumhuriyet'in yetiştirdiği en önemli heykel sanatçılarından biri oldu. Güzel Sanatlar Akademisi'nde eğitim gördü, Avrupa'da çalıştı, Türkiye'nin birçok kentine anıtlar kazandırdı. Anıtkabir'in kabartmalarında emeği bulunan sanatçılar arasında yer aldı.
Hayatı boyunca Cumhuriyet'in hafızasını taşa ve bronza işledi.
1978 yılında Ankara'nın simgesi olacak Hatti Güneş Kursu Anıtı'nı tamamladığında ise uzun sanat yaşamının son büyük eserini vermişti.
Fakat kader ona acı bir sürpriz hazırlamıştı.
Anıtın son kontrolleri ve açılışı için Ankara'ya gelirken geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirdi.
Tarih 15 Ağustos 1978'di.
Nusret Suman, başkentin simgelerinden biri olacak eserinin açılışını göremedi.
Bugün Sıhhiye Meydanı'nda yükselen anıt bu yüzden yalnızca Hatti uygarlığının değil, aynı zamanda Cumhuriyet sanatının da bir anıtıdır.
Bir yanında dört bin yıllık Anadolu vardır.
Diğer yanında Cumhuriyet'in kültür politikası.
Bir yanında Alacahöyük'te bronzu işleyen isimsiz Hatti ustası vardır.
Diğer yanında onu yeniden hayata döndüren Nusret Suman.
Belki de bu yüzden Hatti Güneş Kursu Anıtı sıradan bir kent süsü değildir.
O, Ankara'nın ortasında duran bir zaman köprüsüdür.
Dört bin yıl öncesiyle bugünü birbirine bağlayan sessiz bir tanık...
Ve her gün önünden geçtiğimiz hâlde çoğu zaman fark etmediğimiz büyük bir hatırlatmadır:
Bir kentin tarihi yalnızca binalarında değil, sembollerinde de yaşar.
Ankara'nın kalbindeki güneş, işte bu yüzden hâlâ parlamaya devam etmektedir.