Ulus’ta akşam erken inerdi.
Bir meyhanenin loş ışığında, masalar erken dolar; cümleler geç biterdi.
Ankara küçük bir şehirdi ama herkes birbirini tanımaz, herkes herkesi dinlerdi.
George W. Rendall da o masalardan birindeydi.
Rakı bardağına fazla dokunmazdı.
Ama masadaki her kelimeyi dikkatle toplardı.
Kim cepheden yeni dönmüş, kim Meclis’te hangi komisyona girmiş, hangi karar hangi imzayla çıkmış…
Soruları ustacaydı.
Sanki sohbet ediyordu.
Ama aslında harita çıkarıyordu.
Ertesi gün aynı adam Meclis koridorlarındaydı.
Gazeteci kimliği sayesinde kapılar kolay açılıyordu.
Bir selam, kısa bir sohbet, yarım bırakılmış bir cümle…
Ankara’da bilgi böyle dolaşırdı.
Ama Rendall’ın merakı, bu dolaşımın doğal sınırlarını zorluyordu.
Kim kime yakındı?
Kim kime mesafeliydi?
Ve asıl soru şuydu:
Bu yeni devlet hangi yöne bakacaktı?
1926’ya gelindiğinde, bu sorular artık masum sayılmıyordu.
Emniyet’in elinde küçük ama derli toplu bir dosya oluşmuştu.
Meyhane masaları, Meclis koridorları, Anadolu Ajansı çevresi…
Hepsi aynı isme çıkıyordu.
Resmî kayıtlarda George W. Rendall “ticaret ve basın irtibat görevlisi”ydi.
Ama Ankara’nın kanaati netleşmişti:
Bu adam haber toplamıyordu.
Devletin nabzını yokluyordu.
Basına yansıyan haber kısa ve soğuktu.
Ne isim vardı, ne ülke adı.
Sadece şu cümle yer aldı:
“Yabancı bir şahsın devlet sırlarına temas ettiği anlaşılmıştır.”
Ankara’nın dili buydu.
Yükselmezdi.
Tartışmaya girmezdi.
Ama kapıyı gösterirdi.
Bir sabah, Rendall’a Ankara’nın artık onun için uygun olmadığı bildirildi.
Ne mahkeme oldu, ne büyükelçilik krizi.
Ne manşet çıktı, ne diplomatik fırtına koptu.
Sadece bir valiz, bir tren bileti ve kapatılmış bir dosya.
İngiltere sessiz kaldı.
Çünkü Ankara bağırmamıştı.
Sadece sınırı hatırlatmıştı.
Bu olay, genç Cumhuriyet’in kendini savunmayı öğrenmeye başladığı anlardan biridir.
Devlet, kimleri dinleyeceğini ve kimleri uğurlayacağını o yıllarda tecrübe ediyordu.
Bugünden bakınca George W. Rendall bir dipnot gibi görünebilir.
Ama o dipnot, Ankara’nın şu cümleyi ilk kez bu kadar net kurduğu yerdir:
“Burada herkes konuşur.
Ama herkes kalmaz.”