GİZLENENİN PEŞİNDE – ANKARA: KALE, SU VE GECENİN İÇİNDEN GELEN SAVAŞ

Abone Ol

Tarihte bazı şehirler savaşı beklemez, savaşı kendine çeker.

Ankara, 1402 yazında tam olarak bunu yapar.

Herkesin gözü ovadadır, ordular dizilmiştir, cephe bellidir, Osmanlı savunması kalenin klasik girişine, kapılarına, surların ön yüzüne kilitlenmiştir. Savaş oradan gelecektir, öyle sanılır. Oysa savaş, her zaman beklenen yerden gelmez.

Ankara Kalesi kapısından düşmez.

Timur’un askerleri kaleyi zorlamaz, kuşatmaz, gürültü çıkarmaz. Bugün Bent Deresi dediğimiz taraftan, en dik, en sarp, “buradan kimse tırmanamaz” denilen yamaçtan, gecenin içinde, sessizce yükselirler. Savunmanın yüzünü dönmediği, gözün alışmadığı, zihnin dışladığı yerden…

Bu, askerî bir ayrıntı değil, iki farklı dünyanın çarpışmasıdır. Yerleşik düzen kapıyı savunur, bozkır hafızası duvarın utandığı yeri arar. Ankara Kalesi’nin surları cepheye bakarken kader arkadan yaklaşır. Ve kale, kapısı açılmadan, davul çalmadan, bir baskınla düşer.

Kale düştüğü anda ovadaki savaş henüz başlamamıştır ama aslında her şey bitmiştir. Çünkü kale demek su demektir, erzak demektir, moral demektir, geri dönüş ihtimali demektir. Kale düşünce ordu açıkta kalır, yalnızca düşmana değil, doğaya da teslim olur.

Ankara bozkırı yazın acımasızdır. Su, burada tarafsız değildir. Timur’un ordusu üst kotları, su başlarını, hayvanların soluklanacağı yerleri tutar. Osmanlı ordusu sıcağın, susuzluğun, yorgunluğun içine bırakılır. Bu noktadan sonra savaş iki ordu arasında değildir artık; bir yanda Timur vardır, diğer yanda susuzluk. Ve susuzluk, sadakatten daha hızlı çözer.

Ovada yaşananlar bir final sahnesidir sadece. Asıl oyun kalede oynanmıştır, derede kurulmuştur, gece karanlığında sessizce kazanılmıştır. Oklar atıldığında, kılıçlar çarpıştığında sonuç çoktan yazılmıştır.

Yıldırım Bayezid, ovaya çıktığında bir meydan muharebesine değil, önceden hazırlanmış bir sona yürür.

Timur ise belki de en büyük zaferini kılıçla değil, bir yamaçtan tırmanarak kazanır.

Ankara o gün tarihe şunu fısıldar:

Surlar cepheye bakar, ama kader çoğu zaman arka yamaçtan gelir.

Belki de bu yüzden Ankara, yüzyıllar sonra yine tarihin yükünü sırtlanacaktır. Çünkü bu şehir, bağırarak değil, sessizce belirlemeyi bilir. Ve en dik yerden geleni asla unutmaz.