Bir şehri gözünüz kapalı tanıyabilir misiniz?
Eskiden mümkündü.
Çünkü her şehrin kendine ait bir sesi vardı.
Ankara’nın da vardı.
Sabah erkenden geçen sütçünün sesi…
Ulus’ta dükkân açan kepenklerin metal yankısı…
Bakırcılar Çarşısı’ndan yükselen çekiç ritmi…
Tren düdükleri…
Mahalle aralarındaki soba kovası sesleri…
Bugün bunların çoğu yok.
Ve insan zamanla şunu fark ediyor:
Bir şehir sessizleşince yalnızca gürültü azalmaz. Hafıza da azalır.
Sabahın İlk Sesi: Sütçüler
Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden 1970’lere kadar Ankara sabahlarının en tanıdık seslerinden biri sütçülerdi.
Teneke bidonların metal sesi duyulurdu önce.
Sonra sokaktan gelen çağrı…
İnsanlar kapıya yoğurt kabıyla çıkardı.
Bu yalnızca alışveriş değildi.
Mahalle ritmiydi.
Bugün marketler daha düzenli olabilir. Ama eski şehirlerdeki “insan sesi ekonomisi” büyük ölçüde kayboldu.
Bakırcı Çekiçlerinin Ritmi
Ulus çevresindeki eski çarşılarda bir dönem sürekli metal sesi duyulurdu.
Tak… tak… tak…
Bu yalnızca çalışma sesi değildi.
Bir üretim müziğiydi.
Bakırcılar aynı zamanda şehrin akustiğini oluşturuyordu.
Şimdi modern şehirlerde seslerin çoğu motorlardan geliyor.
Eskiden ise insan emeğinin sesi daha baskındı.
Belki de bu yüzden eski şehir sesleri bugünkünden daha “insanî” hissediliyor.
Tren Düdükleri ve Gar Hafızası
Bir dönem Ankara’nın sesi biraz da demiryoluydu.
Özellikle akşam saatlerinde istasyon çevresine yayılan tren düdükleri, bu şehrin hafızasının önemli parçasıydı.
Çünkü tren yalnızca ulaşım değildi.
Ayrılık demekti.
Kavuşma demekti.
Asker uğurlaması demekti.
Mektup demekti.
Ankara Garı çevresindeki eski fotoğraflara bakınca insan bunu hissediyor:
Bir istasyon bazen bir şehrin kalbi olabilir.
Mahallelerin Kaybolan Gürültüsü
Bugünün şehirleri aslında daha kalabalık.
Ama daha sessiz hissediliyor.
Çünkü eski mahallelerin ortak yaşam sesleri azaldı.
Çocukların sokakta oynama sesi…
Pencereden pencereye konuşan kadınlar…
Sokak satıcıları…
Mahalle tellalları…
Şehir artık daha bireysel.
Herkes aynı apartmanda yaşıyor ama birbirinin sesini tanımıyor.
Oysa eski Ankara’da insanlar kapı sesinden bile komşusunu anlayabiliyordu.
Radyonun Akşam Sesi
Televizyon öncesi dönemde radyonun sesi bütün mahalleye yayılırdı.
Özellikle akşam haberleri…
Bazı evlerde radyo pencere önüne konurdu. Yaz gecelerinde aynı yayını birden fazla ev birlikte dinlerdi.
Müzik de ortaklaşaydı.
Sessizlik de…
Bugün herkesin kulağında ayrı kulaklık var.
Belki de bu yüzden aynı şehirde yaşayıp aynı sesi paylaşmıyoruz artık.
Gaz Lambaları ve Ayak Sesleri
Elektriğin sınırlı olduğu dönemlerde Ankara geceleri bugünkünden daha karanlıktı.
Bu yüzden ses daha belirgindi.
Taş sokakta yürüyen bir insanın ayak sesi uzaktan duyulurdu.
At arabalarının teker gıcırtıları gece boyunca yankılanırdı.
Bugünün ışıklı şehirleri bazen sesi yutuyor.
Eskinin karanlık şehirleri ise sesi büyütüyordu.
Sessizleşen Şehir
Bugün Ankara hâlâ büyük bir şehir.
Ama eski seslerinin çoğunu kaybetmiş durumda.
Çünkü teknoloji yalnızca hayatı değiştirmiyor.
Şehrin hafızasını da değiştiriyor.
Belki bundan yüz yıl sonra bugünün bazı sesleri de tamamen kaybolacak:
Metro anonsları…
Telefon titreşimleri…
Elektrikli otobüs uğultuları…
Kim bilir…
Ama insan yine de şunu düşünüyor:
Bir gün Ankara tamamen sessizleşirse, belki de en son kaybolacak şeylerden biri, geçmişin o uzak tren düdüğü olacak.