Tarih bazen bir gerçeği anlatır.
Ama bazen de gerçeğin etrafına bir efsane örer.
Amazon kadınları işte böyle bir hikâyedir.
Antik Yunan metinlerinde Amazonlar, erkeklerle birlikte yaşamayan, savaşçı kadınlardan oluşan bir halk olarak anlatılır. At binerler, ok atarlar, kılıç kullanırlar. Erkeklerle savaşırlar ve hatta kimi anlatılarda erkek egemen dünyaya meydan okurlar.
Yunan tarihçileri bu kadınların Karadeniz’in kuzeyinde, bozkırların sonsuz ufuklarında yaşadığını yazdı.
Ama burada ilginç bir soru ortaya çıkar.
Gerçekten böyle bir halk var mıydı?
Yoksa bu, Yunan dünyasının hayal gücünün ürünü müydü?
Antik tarihçi Herodot, Amazonların hikâyesini anlatırken dikkat çekici bir şey söyler. Ona göre Amazon kadınları bir savaşın ardından İskit topraklarına ulaşır ve burada İskit erkekleriyle karşılaşırlar.
Başlangıçta savaşırlar.
Sonra birbirlerini tanırlar.
Ve sonunda birlikte yaşamaya başlarlar.
Herodot’un bu anlatısı, uzun süre bir efsane olarak görüldü.
Ta ki arkeologlar bozkırın derinliklerinde kazılar yapana kadar.
Son elli yılda Karadeniz’in kuzeyinde, Kazakistan’da ve Altaylar’da yapılan kurgan kazıları tarihçileri şaşkına çevirdi.
Bazı mezarlarda kadın iskeletleri bulundu.
Ama bu mezarlar sıradan değildi.
Kadınların yanında kılıçlar, ok uçları, mızraklar ve savaş baltaları vardı. Bazılarının kemiklerinde savaş yaraları tespit edildi. Hatta bazı kadınların at binmeye bağlı kemik deformasyonları olduğu ortaya çıktı.
Arkeologların vardığı sonuç oldukça açıktı:
Bu kadınlar savaşçıydı.
Bugün birçok araştırmacı, Yunanların “Amazon” diye anlattığı kadınların aslında İskit ve Saka kadınları olabileceğini düşünüyor.
Bozkır toplumlarının yapısı, yerleşik medeniyetlerden farklıydı.
Çadır hayatı, sürekli hareket, hayvancılık ve savaş…
Bu dünyada kadın ile erkek arasındaki iş bölümü keskin değildi. Kadınlar da at biner, ok atar ve gerektiğinde savaşırdı.
Yunan şehir devletlerinde kadınlar evin içinde yaşarken, bozkırda kadınlar at sırtındaydı.
Belki de Yunan dünyası için asıl şaşırtıcı olan buydu.
Onların gözünde bu kadınlar olağanüstüydü.
Bu yüzden onlara bir isim verdiler: Amazon.
Bugün tarihçiler Amazonların gerçekten var olup olmadığı sorusunu artık farklı şekilde soruyor.
Belki de soru yanlış sorulmuştur.
Amazonlar gerçekten var mıydı diye sormak yerine şu soruyu sormak gerekir:
Bozkırın savaşçı kadınlarını gören Yunan dünyası, onları anlamakta zorlanmış olabilir mi?
Belki de bir efsane yaratmadılar.
Sadece gördükleri gerçeği kendi dünyalarının diliyle anlattılar.
Bugün Anadolu’nun ve bozkırın tarihine baktığımızda bir şey açıkça görülüyor.
Kadınlar yalnızca hikâyelerin kenarında duran figürler değildi.
Onlar bazen üretici, bazen lider, bazen de savaşçıydı.
Belki de Amazon efsanesi, bu gerçeğin antik dünyada yankılanmış halinden başka bir şey değildi.
Çünkü tarih bazen şöyle çalışır:
Gerçek bir kadın savaşçı görülür…
Sonra onun hikâyesi anlatılır…
Ve yüzyıllar sonra o hikâye bir efsaneye dönüşür.
Ama efsanenin kökünde çoğu zaman gerçek vardır.
Belki de Amazonlar hiç kaybolmadı.
Sadece isimleri değişti.
Bozkır onları başka bir adla çağırıyordu:
İskit kadını.