Ahlak denince çoğu insanın yüzünde hafif bir sıkıntı belirir.
Sanki biri nasihat etmeye başlıyormuş gibi…
Oysa ahlak, öğütle değil; yaşanmışlıkla ilgilidir.
Ben ahlakı hep çok basit bir yerden anladım:
Kimse bakmıyorken de kendine yakışanı yapmak.
Bunun ne dinle, ne ideolojiyle, ne de büyük laflarla doğrudan bir ilgisi var. Ahlak, sabah işe giderken kapıyı nasıl kapattığınla başlar. Birine ihtiyacı yokken değil, ihtiyacı varken nasıl davrandığınla devam eder. Güç senin elindeyken yaptıklarınla ölçülür.
Hayatım boyunca ahlakı öne aldım.
Bunun bedelini de ödedim, karşılığını da aldım.
Gençken bedeli daha görünür oluyor.
Çünkü ahlaklı olmak çoğu zaman “kurnaz” olmamayı gerektiriyor.
Kısa yoldan gitmemeyi…
Herkesin sustuğu yerde ses çıkarmayı…
“Bana ne” dememeyi…
İnsan o yaşlarda bazen soruyor:
“Buna değer mi?”
Değer mi bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum:
Ahlaksız kazanımların üstüne rahat uyku kurulmaz.
Zaman geçtikçe tuhaf bir şey oluyor.
Ahlak, bir yük olmaktan çıkıyor; bir hafiflik haline geliyor.
Kimseye borcun kalmıyor.
Kimseyle göz göze gelmekten kaçınmıyorsun.
Geçmiş, arkandan paçandan tutmuyor.
Bugün geriye baktığımda şunu rahatça söyleyebiliyorum:
Ahlaklı olmak beni zengin etmedi belki ama hafifletti.
Ve bu hafiflik, pahalı bir lüks.
Ahlak, başkasına zarar vermemek değildir sadece.
Kendine de zarar vermemektir.
Kendini küçülte küçülte büyüyen insanlar gördüm.
Kendi değerlerini çiğneye çiğneye “başaranlar” tanıdım.
Hepsinin ortak bir hali vardı:
Huzursuzluk.
Çünkü insan, kendine ihanet edince bunu kimse alkışlamıyor.
Alkış gelse bile, içerde bir boşluk kalıyor.
Ahlak dediğin şey bazen susmaktır, bazen konuşmak.
Bazen gitmemek, bazen masadan kalkmak.
Bazen “evet” dememek, bazen de “hayır” demeyi göze almak.
Ve en önemlisi:
Ahlak, şartlara göre değişmez.
Şartlara göre değişen şeyin adı ahlak değil, hesaptır.
Bugün herkes ahlaktan söz ediyor ama ahlaklı olmaktan çok, ahlaklı görünmekle meşgul. Sosyal medya dolu erdem pozlarıyla… Ama gerçek ahlak, fotoğraf karesine sığmaz. Çünkü çoğu zaman alkışsızdır.
Ben ahlakı biraz da şuradan tanırım:
İnsan yaşlandıkça yalnızlaşmıyorsa, doğru bir hayat yaşamıştır.
Etrafında az ama sahici insanlar kalıyorsa, ahlak işe yaramıştır.
69 yaş…
Bu yaşta insan artık şunu söyleyebiliyorsa kendine:
“Kimseye bilerek kötülük etmedim”
işte o, hayatta nadir kazanılan bir unvandır.
Ahlaklı olmak dünyayı kurtarmaz belki.
Ama insanın kendi iç dünyasını yaşanabilir kılar.
Benim için mesele hep buydu.