GİZLENENİN PEŞİNDE

Abone Ol

İZMİR SUİKASTI: GÖLGELERDEKİ HESAPLAŞMA

Cumhuriyet tarihinin en çok anlatılan suikast girişimlerinden biri, 1926 İzmir Suikastı’dır. Ama bu hikâye genelde birkaç cümlelik bir özetle hafızalara kazınır: “Atatürk’ü İzmir’de öldürmek istediler, yakalandılar, idam edildiler.”
Oysa olayın perde arkası, o kadar katmanlıdır ki; kimi ayrıntılar, belgeler arasında gömülü kalmış, kamuoyunun gözünden uzak tutulmuştur.

Kemeraltı’nda durmayacak bir otomobil

Planın kalbinde, Mustafa Kemal’in İzmir’e gelişinde Kemeraltı’nda duracağı düşüncesi vardı. Ancak Atatürk, resmi güzergâhları sık sık değiştiren bir liderdi.
O gün de, tören aracının tam o noktada durmayacağı yönünde son anda bir değişiklik yapıldı. Bu tek karar, suikastçıların bütün hazırlığını boşa çıkaracak ilk zincir halkası oldu.

O GÜNÜN ZAMAN ÇİZELGESİ

  • Sabah 08.00 – Mustafa Kemal, İzmir’e geliş programı için son rota değişikliklerini onayladı. Kemeraltı’ndaki duraklama iptal edildi.
  • 09.15 – Suikast ekibi (Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf) Kemeraltı’ndaki Gaffarzâde Oteli’nde son toplantısını yaptı. Silahlar ve bombalar kontrol edildi.
  • 10.00 – Giritli Şevki, duyduğu planı İzmir Valiliği’ne bildirdi. Bu ihbarın yapılma saati, suikasttan sadece iki saat önceydi.
  • 10.30 – İzmir Emniyeti, sivil polisleri Kemeraltı’na dağıttı. Resmî güvenlik görevlileri halk arasında fark edilmeyecek şekilde yerleştirildi.
  • 11.00 – Polis, Gaffarzâde Oteli çevresini sessizce sardı. Silah sesine veya panik görüntüsüne izin verilmeyecek şekilde operasyon planı yapıldı.
  • 11.15 – Ziya Hurşit ve arkadaşları otelden çıkmak üzereyken yakalandı. Üzerlerinde Browning tabancalar, el bombaları ve yedek mühimmat bulundu.
  • 11.30 – Tutuklular, halktan gizli olarak polis merkezine götürüldü. Şehirde olağanüstü hâl görüntüsü verilmedi.
  • 12.00 – Mustafa Kemal, suikasttan haberdar oldu; programa hiçbir değişiklik yapmadı.
  • 14.00 – Atatürk, İzmir halkı önünde göründü; bu, suikastçılara ve onları destekleyenlere karşı en net mesajdı: “Buradayım, dimdik.”

İhbarın gölgesinde “iki saat”

Çoğu anlatıda, Giritli Şevki’nin polise gidip ihbarda bulunduğu söylenir. Doğru, ama asıl kritik olan zamanlamadır: İhbar, suikasttan sadece iki saat önce geldi. Bu, istihbaratın önceden “bir şeylerin döndüğünü” bildiğini ama o ana kadar beklediğini düşündürüyor.
O iki saatte, İzmir’deki karakollar sessizce alarma geçirildi, fakat halkın haberi olmadı. Tutuklamalar, sivil kıyafetli polislerce yapıldı; herhangi bir panik görüntüsü verilmedi.

Eski dostlar, eski defterler

Planın başındaki Ziya Hurşit, bir dönem Atatürk’ün en yakın çevresinde bulunmuş, 1. Meclis’te Lazistan mebusluğu yapmış bir isimdi. Ancak Meclis’teki ikinci dönem tasfiyelerinden sonra siyasetten dışlanmıştı.
Bu noktada suikast, sadece Cumhuriyet rejimine karşı bir kalkışma değil, aynı zamanda eski İttihatçı kadroların kişisel öfke ve intikam duygularının patlamasıydı.

Ankara’daki yankılar

İzmir Suikastı, bir anda İzmir’de başlayıp biten bir olay olmadı. Planın ortaya çıkarılmasıyla birlikte Ankara’da başlayan tutuklama dalgası, rejimin muhalif bütün damarlarına yöneldi.
Bu dalgada Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele gibi Kurtuluş Savaşı’nın komutan kadrosundan isimler de “gözaltına alındı” ya da ifadeye çağrıldı. Suikast girişimi, böylece bir siyasi temizlik operasyonu fırsatına dönüştü.

Sessiz infazlar, kaybolan dosyalar

Resmî tarihte, yakalananların İzmir’de yargılandığı ve bazılarının idam edildiği bilinir. Ancak arşivlerde, yargılama başlamadan “yok” edilen bazı dosyalar olduğu iddiaları vardır.
Bu iddialar, suikastın perde arkasında yer alan bazı güçlü isimlerin açığa çıkmaması için bilinçli bir “daraltma” yapıldığını düşündürür.

O günün ardından

Atatürk, İzmir Suikastı’nın hemen ertesi günü, hiçbir şey olmamış gibi halkın arasına çıktı. Bu, hem halka hem de düşmanlarına verilmiş bir mesajdı: “Gözümün içine bakın, buradayım.”
Ancak yakın çevresinde, Atatürk’ün güvenlik tedbirlerinde o günden sonra hiçbir şeyi şansa bırakmadığı bilinir. Çankaya Köşkü’nün güvenlik protokolleri tamamen değişti, yol güzergâhları asla önceden açıklanmadı.

İzmir Suikastı, bir “öldürme girişimi”nden çok daha fazlasıdır.
O, Cumhuriyet’in ilk on yılındaki iktidar mücadelelerinin, eski defterlerin, kırgınlıkların ve korkuların gölgesinde yazılmış bir hesaplaşma belgesidir.
Ve bugün, resmî satırların ötesinde kalan bu gölgeleri anlamadan, Cumhuriyet’in ilk yıllarının ruhunu da tam olarak kavrayamayız.