GİZLENENİN PEŞİNDE 1835 de ANKARA'YA BİR YABANCI GELDİ...

Abone Ol

Bize Kendi Şehrimizi Anlattı

Bazı şehirler, içinde yaşayanlardan çok dışarıdan gelenlerin gözünde daha iyi görünür.

Ankara da onlardan biridir.

Yüzyıllar boyunca bu şehre elçiler geldi...

Askerler geldi...

Tüccarlar geldi...

Seyyahlar geldi...

Kimisi birkaç satır yazıp geçti.

Kimisi yalnızca kaleyi anlattı.

Kimisi çarşıların hareketliliğini...

Kimisi ise Ankara'yı, İstanbul'a giden yol üzerinde sıradan bir konaklama yeri olarak gördü.

Fakat 1835 yılında Ankara'ya gelen bir İngiliz vardı ki, onun baktığı yer başkaydı.

Adı William John Hamilton'du.

Hamilton bir macera peşinde değildi.

O bir jeologdu.

Toprağı inceliyor, kayaçları tanıyor, Anadolu'nun coğrafyasını anlamaya çalışıyordu.

Ancak Ankara'ya ulaştığında karşısında yalnızca bir Anadolu kasabası bulmadı.

Katman katman bir tarih buldu.

Roma'nın izleri vardı.

Bizans'ın izleri vardı.

Selçuklu'nun izleri vardı.

Osmanlı'nın izleri vardı.

Ve bunların hepsi aynı şehrin içinde yaşamaya devam ediyordu.

Hamilton'un dikkatini çeken ilk şeylerden biri, antik taşların gündelik hayatın bir parçası hâline gelmiş olmasıydı.

Roma döneminden kalma yazıtlar evlerin duvarlarında kullanılıyor...

İşlenmiş mermer bloklar çeşmelere ve avlulara taşınıyor...

Eski sütun parçaları yeni yapıların temelinde ikinci bir hayat sürüyordu.

Bugün koruma altına alınan birçok unsur, o günlerde sıradan yapı malzemesi gibi görülüyordu.

Hamilton bunların sıradan olmadığını fark etti.

Defterini açtı.

Gördüklerini kaydetti.

Bazı kitabelerin kopyalarını çıkardı.

Yapıları dikkatle tarif etti.

İşte onu farklı kılan da buydu.

O, Ankara'yı seyretmedi.

Ankara'yı okumaya çalıştı.

Aradan yaklaşık iki yüz yıl geçti.

Başkent büyüdü.

Yeni mahalleler kuruldu.

Eski sokakların bir bölümü kayboldu.

Pek çok yapı ortadan kalktı.

Ama Hamilton'un notları yaşamaya devam etti.

Bugün Ankara'nın tarihini araştıranların hâlâ başvurduğu temel tanıklıklardan biri olmasının nedeni de budur.

Çünkü bazen bir şehrin hafızasını, o şehirde doğanlar değil; ona dikkatle bakan bir yabancı korur.

İşte bu yazı dizisi, Hamilton'un bıraktığı izleri yeniden takip edecek.

Onun yürüdüğü sokaklarda dolaşacağız.

Baktığı yapılara yeniden bakacağız.

Ve şu sorunun cevabını arayacağız:

1835'te görülen Ankara'dan, 2026'nın Ankara'sına gerçekte ne kaldı?