Farklılık Değil Farkındalık Meselesi

“OTİZM”

Abone Ol

Çocuk gelişimi ve eğitimcisi Yeşim Akdoğan ile otizm üzerine gerçekleştirdiğimiz sohbet, hem otizmin tanımına hem de ailelerin yaşadığı sürece ışık tuttu. Akdoğan, otizmi yalnızca bir tanı olarak değil; aynı zamanda aileyi ve sosyal çevreyi de içine alan bir yaşam biçimi olarak ele alıyor.

“Otizm Yaşam Boyu Süren Bir Nörogelişimsel Bozukluktur”

Akdoğan’a göre otizm; bebeklik döneminin ilk üç yılı içerisinde ortaya çıkan ve yaşam boyu süren bir nörogelişimsel bozukluk. En belirgin özelliklerinden biri ise sosyal ilişkiler kurma ve sürdürmede yaşanan zorluklar.

Otizm tanısı alan bir çocukla birlikte, ailenin yaşam düzeni de köklü biçimde değişiyor. “Çalışma hayatı ve sosyal yaşam çocuğa endeksli bir hayata dönüşüyor” diyen Akdoğan, kendi deneyimini de şu sözlerle ifade ediyor:

“Çocuğumun hayatı sistematik bir düzen ve yoğun eğitime bağlı bir rutin olarak şekillendi. Diğer aileler hayatlarını daha spontane yaşayabiliyor ve çocukları takvim yaşına uygun olarak gelişim gösteriyor. Ancak özel çocuk aileleri, çocuklarına her şeyi yaşına ve tanısına göre öğretmekle birlikte sosyal yaşama uyum sağlaması için de destek olmak zorunda. Eğitim ve oyunla gelişimi sürekli desteklemek gerekiyor.”

“Eğitim Aile ile Paralel Gitmeli”

Akdoğan’ın en önemli vurgularından biri, ailenin bilinçlendirilmesi. Ona göre otizmli bireylerin hayatını kolaylaştırmanın ilk adımı, aileyi doğru bilgilendirmekten geçiyor.

“Önce aile otizm hakkında bilinçli değilse onu bilinçlendiriyorum. Eğitim sürecini aile ile paralel ilerletecek şekilde, çocuğun bireysel farklılıklarına göre kısa ve uzun vadeli programlar hazırlıyorum. Gelişimine göre de programı yeniden yapılandırıyorum.”

Bu yaklaşım, her çocuğun farklı olduğu gerçeğini temel alıyor. Standart bir eğitim modeli yerine, bireyselleştirilmiş ve esnek bir planlama ön plana çıkıyor.

Toplumun Yaklaşımı Nasıl Olmalı?

Otizmli bireylerin yaşam kalitesini belirleyen en önemli faktörlerden biri de toplumun bakış açısı. Akdoğan, ailelerin önce kabullenme sürecini tamamlaması gerektiğini vurguluyor:

“Otizmli bir bireye sahip ailelerin, çocuklarını kabullenip onların hayatlarını bağımsızlaştırma yolunda ilerlemeleri gerekiyor. Sevgi, sabır ve empati çok önemli. Aynı zamanda gerektiği yerde sınır koymak da hayatı kolaylaştırır.”

Toplumun ise farklılıkları anlaması ve kabul etmesi gerektiğini belirten Akdoğan, “Otizmli bireyler anlaşıldıkları takdirde öz güvenli ve mutlu özel çocuklar olacaklardır” diyerek mesajını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Otizm ve Akran Zorbalığı

Otizmli çocukların karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan biri de akran zorbalığı. Akdoğan, bu durumun oldukça sık görüldüğünü belirtiyor:

“Normal gelişim gösteren çocuklarda da akran zorbalığı var. Ancak otizmli bireylerde maalesef daha fazla oluyor.”

Bu sorunun çözümünün ise erken yaşta farkındalık eğitiminden geçtiğini ifade ediyor. Anne, baba ve eğitimcilere önemli görevler düştüğünü belirten Akdoğan, farklılıkların çocuklara yaşlarına uygun bir dille anlatılması gerektiğini söylüyor.

“Çocuklarımıza herkesin aynı olamayacağının mümkün olmadığını, farklı olmanın doğal olduğunu onlara ifade etmeliyiz. Yakın zamanda okul öncesi çocuklara ‘özel çocuk’ temalı bir drama çalışması yaptık bu tür uygulamalar empati gelişimi açısından çok kıymetli.”

Otizm, yalnızca bireyin değil; ailenin ve toplumun da sorumluluk üstlenmesini gerektiren bir süreç. Doğru bilgilendirme, sabır, empati ve kapsayıcı bir yaklaşım sayesinde hem otizmli bireylerin hem de ailelerinin yaşamı daha güçlü ve umut dolu bir hale gelebilir.