Bir sabah uyanırsın, her şey yerli yerindedir ama sen aynı değilsindir. Ne zaman değiştiğini hatırlamazsın. Çünkü büyümek yüksek sesle gelen bir misafir değil; kapıyı çalmadan içeri giren, varlığını yokluğunda hissettiren bir haldir.
Mesela bir doğum gününde… Eskiden günler öncesinden heyecanlandığın, kimlerin hatırlayıp kimlerin unutacağını düşündüğün o gün gelir. Ama bu kez, kimse hatırlamadığında içini yakan o büyük kırgınlık yerini hafif bir kabullenişe bırakır. İşte o an, biraz daha büyümüşsündür.
Bir başka gün, herkesi kurtaramayacağını anlarsın. Ne kadar çabalarsan çabala, bazı insanların kendi yolunu kendi seçmesi gerektiğini kabul edersin. Omuzlarında taşıdığın yük hafifler belki ama kalbin biraz daha olgunlaşır.
Gitmesi gerekenlerin gitmesine izin verdiğin an da öyledir. Eskiden kalmaları için savaş verdiğin insanlar olurdu. Şimdi ise kalmak istemeyen birinin zaten çoktan gitmiş olduğunu anlarsın. Tutmanın değil bırakmanın da bir sevgi biçimi olduğunu öğrenirsin.
Bir tartışmanın ortasında susarsın mesela. Eskiden kendini anlatmak haklı çıkmak için çırpınırken şimdi sessizliğin bazen en güçlü cevap olduğunu fark edersin. Her şeyin söylenmesine gerek olmadığını anlarsın.
Ve bir gün dönüp ailene bakarsın. Aynı evde büyüdüğün, çoğu zaman varlıklarını sıradan sandığın o insanlar… Onlarla geçirilen zamanın aslında ne kadar kıymetli olduğunu fark edersin. Çünkü büyümek biraz da geride kalan anların değerini anlamaktır.
Herkese yetişmeye çalışmayı bıraktığın an da büyürsün. Her çağrıya koşmak her derdi çözmek zorunda olmadığını kabul edersin. Kendi sınırlarını çizersin ilk kez. Ve bu, sandığından daha büyük bir adımdır.
Büyümek; daha az kırılmak değil, kırıldığında kendini nasıl toplayacağını bilmektir. Daha az üzülmek değil, üzüntüyle nasıl baş edeceğini öğrenmektir. Daha az sevmek değil kimi ne kadar seveceğini bilmektir.
Ve belki de en çok, hayatın her zaman istediğin gibi gitmeyeceğini kabullendiğin anda büyürsün. Çünkü o an, savaşmayı değil, anlamayı seçersin.
Fark etmeden büyürüz. Bir gün geriye dönüp baktığımızda, “ne zaman değiştim ben?” diye sorarız. Oysa cevap basittir:
Küçük anlarda. Sessiz kabullenişlerde. İçimizde kopan ama kimseye duyurmadığımız fırtınalarda…
Ve biz, tam da o anlarda büyürüz.